Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÜLKÜCÜ HAREKET

Ocak 2008 tarihli yazilar Ocak 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin TÜSİAD’ın Başörtüsü Sorunu Hakkındaki Son Açıklamasına İlişkin Yaptıkları Yazılı Basın Açıklaması 31 Ocak 2008

 mhp2

TÜSİAD isimli kuruluşun başörtüsü sorununun çözümü için başlatılan siyasi süreç hakkındaki değerlendirmelerini içeren 30 Ocak 2008 tarihli açıklaması kendileri bakımından vicdanlarını temizleme telaşı olarak görülmelidir.

Söz konusu kuruluşun Türkiye’nin milli çıkarlarını ve milli birliğini ilgilendiren konulardaki duruşu herkesin malumudur.

Son on yıl içinde bu kuruluşun demokratikleşme ve Avrupa Birliği normları adına savunduğu görüşler, bu konuda hazırladığı ve sahip çıktığı raporlarda ifadesini bulmuştur.

Avrupa Birliği’nin dayatmalarının haklılığını Türk kamuoyuna anlatmayı kendisine misyon edinen bu kuruluşun Kıbrıs, Rum Patrikhanesi’nin statüsü, Heybeliada papaz okulu, cemaat vakıfları, Türk milli kimliği, Türkiye’de azınlık hakları, Kürtçe eğitim, ve Türklük değerlerine hakaret edilmesinin önünü açacak yasal düzenlemeler konularında nerede durduğu kamuoyu sicilinde kayıtlıdır.

Aynı kuruluşun AKP’nin son beşbuçuk yıldır izlediği ve bugün Türkiye’yi bir bataklığa sürükleyen ekonomik politikalarının en hararetli destekçisi olduğu; Türkiye’nin bölünme modelleri ve parçalanma reçetelerinin çağdaşlaşma adına misyonerliğini yaptığı; Avrupa Birliği hayal yolculuğunda AKP’ye koltuk değneği olmayı içine sindirebildiği ve 22 Temmuz seçimlerinden önce, şimdi şikayet ettiği sözde ekonomik ve siyasi istikrarın sürmesi gerekçesiyle AKP’yi desteklediğini açıkça ilan ederek taraf olduğu da bilinen bir gerçektir.

Bu gerçekler karşısında, bu kuruluşun “Türkiye’nin Atatürk’ün çağdaş medeniyet seviyesine erişme hedefinin gereği olan, batı normlarını esas alan demokratikleşme sürecinden” dem vurması, sadece tebessümle karşılanabilecektir.

Ülkenin ve milletin bekasını şahsi ve kurumsal çıkar hesaplarının üstünde ve önünde tutmak erdemini gösterebilen herkes için Türkiye’nin ortak milli ve manevi değerleri etrafında birleşmek bir vatanseverlik borcudur.

Bu alandaki sicili bilinenlerin, bu değerlerle ilişkisi sadece cüzdanlarıyla sınırlı olanların milliyetçilikten, demokrasi üslubu ve sicilinden bahsetmeleri sapla samanı karıştırmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Geçmişlerinin, bugünlerine ve sözlerine kefil olması, kişiler için olduğu gibi kurum ve kuruluşlar için de vazgeçilmeyecek bir ahlaki zorunluluk ve şaşmaz bir ciddiyet ve inandırıcılık terazisidir.

Söz konusu kuruluşun Milliyetçi Hareket’e ve temsil ettiği fikriyata karşı hasmane tutumunun, kökleri çok derinlere giden uzun bir geçmişi bulunmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi yatırım, üretim ve istihdama katkısı bulunan sermayeye bugüne kadar saygılı olmuş ve bunu takdir etmiştir.

Ancak, Milliyetçi Hareket’e ve milli değerlere düşmanlığı neredeyse varlık sebebi ve rüşt ispatı vasıtası haline getirenler hakkındaki kanaatimiz ise hiç değişmemiştir.

Bu kuruluşun son açıklamasında “TÜSİAD’ın bugüne kadar ülke çıkarlarını öne çıkaran, laiklik ve demokrasiyi ayrılmaz bir bütün olarak gören, Türkiye’yi çağdaşlaşma yolundan ayırmaya çalışanlara karşı duran tutumunu açık sözlülükle ve kararlılıkla sürdürdüğü” ifade edilmiş ve bundan böyle de bu yönde görüş açıklamaya devam edileceği belirtilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu sözler karşısında, TÜSİAD’ın dünü ve bugününün her yönüyle gözler önüne serilmesinin ve gelecekteki tutumunun da yakından izlenmesinin önemli ve gerekli olduğunu düşünmektedir.

TÜSİAD gerçeği kamuoyumuz tarafından ancak bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır.

Bu konuda başlatılan geçmişe ve bugüne ayna tutma ve geleceği izleme çalışmamızın sonuçları aziz milletimizle paylaşılacaktır.

TÜSİAD isimli kuruluşun son açıklamasının akla getirdiği bu hususları kamuoyunun takdir ve değerlendirmelerine sunmak isteriz.

 

Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı

MHP'den TÜSİAD'a CEVAP

mhp2 MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP, TÜSİAD’dan türban konusunda gelen sert açıklamalara yanıt verdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP, TÜSİAD’dan türban konusunda gelen sert açıklamalara yanıt verdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ANKA’ya yaptığı açıklamada, TÜSİAD’ın türbanla ilgili ‘milliyetçiliği kendinden başka kimseye layık görmeyenler, milletini gerçekte ne kadar düşünmektedirler ki, işsizliğin had safhada seyrettiği ve ekonomisi yavaşlayan bir ülkede, ekonominin gündemin birinci maddesi olması gerektiğini söyleyenlere bu kadar tepki gösterebilmektedirler" şeklindeki eleştirilerine tepki gösterdi.

Ekici, Türk milliyetçiliğinin, fikri benimseyenleri tarafından temsil edildiğini belirterek şunları söyledi:
‘Bu noktada herhangi bir tekel yoktur. TÜSİAD yönetimi, Türk milliyetçiliği çizgisinde hareket etmek isterse, yolları sonuna kadar açıktır. Başörtüsü konusunda gösterdikleri özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301′nci madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstersinler, bunu temenni ederiz’

BAHÇELİ TÜSİAD’I GRUPTA ELEŞTİRMİŞTİ
MHP lideri Devlet Bahçeli, TÜSİAD’ı 29 Ocak’ta yapılan Meclis grup toplantısında isim vermeden eleştirmişti. Bahçeli, TÜSİAD’a yönelik eleştirilerini şu sözlerle dile getirmişti.
‘İstanbul sermayesinin siyasi konularda fetva makamı olarak görev yapan bir çatı kuruluşu da, ?başörtüsü sorunu, şu anda en büyük sorunmuş gibi ortamı germenin, gündem yaratmanın âlemi olmadığı’nı buyurmuş ve ekonomik krizin Türkiye’ye etkileri üzerine yoğunlaşılması gerektiğini açıklamıştır. Kurumsal kimlikle yapılan bu açıklamanın doğal bir hakları olduğu ve bu çerçevede saygı duymak gerektiği açıktır. Ancak, kendilerine bazı somut gerçekleri hatırlatarak bu konular üzerinde düşünmelerini tavsiye etmek isteriz: Bu kuruluş 1997-2007 yılları arasında demokratikleşme adı altında hazırladığı raporlarda: - Kürt kimliğinin tanınmasını; - Türkçe dışındaki dillerde devlet okullarında anadil eğitimi verilmesini; -Eyaletler sisteminin alt yapısını hazırlayacak şekilde belediyelere vergi koyma, ilk ve orta öğretimde okul kurma, öğretmen tedariki ve özlük işleri gibi konularda yetki devrini savunmuştur.

Üniter-milli devlet ve tek millet esası bakımından tartışma yaratacak bu görüş ve önerileri demokratikleşme, çağdaşlaşma, insan hakları ve Avrupa Birliği normları adına savunan bu kuruluşun, konu yüksek öğrenimde başörtüsü olunca ‘şimdi sırası mı’ demesi, demokrasi ve insan haklarına ne kadar inandıklarını ve bu konularda nasıl bir çifte standardın esiri olduklarını göstermiştir. Buradan kendilerine seslenmek isteriz; Siz Türkiye’nin milli birliğini ve üniter yapısını hedef alan bölünme modellerine, demokratikleşme reçetesi olarak sahip çıkacaksınız, ancak konu üniversitede başörtüsü olunca bunu sudan bahanelerle geçiştireceksiniz. Türk milletini ve değerlerine hakaretin serbest bırakılmasını çağdaşlık adına savunacaksınız, PKK’nın siyasi taleplerinden olan anadilde eğitimin, demokratik reform adı altında pazarlamacılığını yapacaksınız, sonra da başörtüsü sorununun çözümü için siyaset kurumunun sarfettiği iyi niyetli çabaları gereksiz gündem yaratmak diye mahkum etmeye çalışacaksınız. Ve bütün bunlardan sonra demokrasi ve insan hakları havarisi rolüyle ortaya çıkacaksınız ve Türk milletinin buna inanmasını bekleyeceksiniz! Siz istediğinizi düşünmekte ve beklemekte serbestsiniz. Ancak, unutmayın ki Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay etmek hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ FİREN YAP TOSLARSIN!

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ KENDİSİNİ PATRONLAR KLÜBÜ'NÜN PATRONU DEĞİLDE HÜKÜMETİN BİR ORTAĞI OLARAK GÖRMEKTEDİR.KENDİLERİNİN BAŞI ÇEKTİĞİ ÇIKAR VE RANT SERMAYESİ BAŞTA ÜLKEMİZİ DAHA SONRADA MİLLETİMİZİ, FAKİR FUKARA EDEBİYATI YAPIP İSLAM ÜZERİNDEN RANT ELDE EDENLER TARAFINDAN SÖMÜRMEKTEDİRLER.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BUGÜN BURAYA NASIL GELDİ DERSİNİZ.DEDESİ VEHBİ KOÇ BABASININ BABASI OLMASI MÜNASEBETİYLE BU KADAR YÜKSELE BİLMİŞ ÇEŞİTLİ SERMAYA KURULUŞLARINA BASKI TEHTİT VE ŞANTAJ YAPARAK (AYNI BABASI AYDIN DOĞAN GİBİ) TÜSİDA'IN BAŞINA GEÇMİŞTİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNE ''SİCİLİ BOZUK PARTİ DEMOKRASİ DERSİ VEREMEZ'' ÇIKIŞIYLA BABASININ YARIM KALAN SALDIRISINI LİNÇ VE ÖC ALMAK MAHSADIYLA YAPTIĞINI DÜŞÜNMEKTEYİZ.ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BABASI GİBİ HÜKÜMETİN UŞAKLIĞINI HATTA KÖPEKLİĞİNİ YAPMAKTAN GURUR DUYAN BU İŞLERİDE YAPARKEN BAKIN BEN BİR BAYANIM DEMESİDE GÜLÜNÇ BİR ÖRNEKTİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ MHP'Yİ SİYASİ LİNÇ HEDEFLERİNİN LİSTE BAŞI YAPARAK ELİ KANLI PKK PİÇLERİYLE EL SIKIŞARAK PKK'NIN PİÇ UZANTILARI OLAN DTP'Yİ DE LİSTE BAŞI ÖVGÜ PARTİSİ YAPMIŞTIR.

AYDIN DOĞAN VE KIZI ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BU MEMLEKETİN EKMEĞİNİ KEPÇE KEPÇE GÖTÜRÜRKEN YANINDA ÇALIŞTIRDIKLARI ONBİNLERCE (KAĞIT ÜZERİNDE) İŞÇİYE 250 YTL MAAŞ 25YTL YOL PARASI VE AYDA 30 SAAT SKK PRİMİ YATIRARAK  KÖŞE ÜSTÜNE KÖŞE DÖNMEKTELERDİR.

AKP HÜKÜMETİNE YAĞCILIK YAPARAK TÜSİAD İŞÇİ SINIFINI EZMİŞ VE İŞÇİ SENDİKALARI GİBİ İŞ VEREN SENDİKALARI AÇTIRMIŞTIR.ANLAYACAĞINIZ EKONOMİDEN,İŞSİZLİKTEN,EĞİTİMDEN BAHSEDEN KESİM MAALESEF BU KONULARI ÇIRAĞAN SARAYINDA KETRİNG ŞİRKETLERİNE MİLYONLUK  YEMEK SİPARİŞİNDE BULUNARAK HEBA ETMEKTELERDİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ VE EKİBİ (YANİ MEDYA VE YALAKA KALEMŞÖRLER) BU ÜLKEDE TÜRKLER 1,5 MİLYON ERMENİ İLE 1 MİLYON KÜRD'Ü ÖLDÜRDÜ DİYEN BİR ŞEREFSİZİN ALDIĞI NOBELİ BİR TÜRK NOBEL ALDI BİZ ÇOK GURUR DUYDUK GİBİ UCUZ VE BİLİNDİK YAZILAR YAZARAK KENDİLERİNİ BELLİ ETMİŞLERDİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BABAN GİBİ HIRSIZ OLACAKSAN BABANIN YANINA YOK ADAM GİBİ İŞ,İŞÇİ,VE İSDİHTAM YARATIP HEM BEN HEMDE ÜLKEM KAZANSIN DERSEN BAŞINDA BULUNDUĞUN TÜSİAD'IN İŞ VEREN PATRONU OL.

GARİP BİR OLAY DAHA VAR ASLINDA SÖYLEMEYİ UNUTTUM.DHHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÖZDEMİR SABANCI'YI YİNE AYNI SATILIK PATRONLAR VE MEDYA BARONLARI ÖLDÜRTMÜŞ VE TAŞARON FİRMA OLARAKTA DHKP-C'Yİ KULLANMIŞLARDIR.

SABANCI GURUBUNUN DA BU İŞLERİ BİLMESİNE RAĞMEN MAALESEF BAŞSIZ KALDIKLARI İÇİN BU İŞİN ÜSTÜNE GİDEMEMEKTELERDİR. 

HOCALI KATLİAMINDAN

Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
-Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü...Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz" Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Anadolu'nun güvercini, bir çok Türk'ten daha vatansever olduğuna inandığım Hırant Dink'e Allah rahmet eylesin. Ama "Ben Ermeni değilim" Ne mutlu ki Türk'üm clip_image002

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.
*Yıllar önce Vehbi Koç'un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla düşünmez.



*Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan'ın palazlandığı dönemdir.
*Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır. Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır.


*Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezlerde.


*Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler.


*Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.


*Aydın Doğan aldırır DNA testinde kullanır ve bıraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum kimseyle paylaşamazlar, susarlar.


*Koç ailesi için yıkım olan bu durum.


*Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü
desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan'a vermektedirler.


*Yani kimse sıfırdan zengin olmaz olamaz.


*Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol ne mümkün.


*Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.


*Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.*

PEKALA AYDIN DOĞAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Sevgili Dostlar;--Türkiye'nin en güçlü medya baronlarından biri olan Aydın Doğan hakkında uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Kısmet bugüneymiş.
Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(?) ve çok genç yaşta İstanbul'da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba. Bunun cevapları geçmişte gizlidir.
İşin gerçeği, Aydın Doğan'ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi'dir. Vehbi Koç'un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin otomobil bayilerinden birisi olan Doğan'ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.
Doğan'ın zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan'ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul'da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa zamanda zenginleşti.
Bunun ardından Milliyet'i o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafından ret edildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi' nin Doğan'ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi 'nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi' nin daha sonra zavallı bir delinin üstlendiği son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastını "her zamanki şüphelilere" yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler.
Doğan'ın, Türkiye'nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki...
Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra
üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç'lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.
Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye'ye geldi. Bu sırada Doğan'ın ekipleri haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü.
Türkiye'de Toprak Holding'in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç'lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding'in bir firması hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak'ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafından el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet'in haberleri de duruverdi. Bizlerde tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir bilenler bilir.
Sayın Doğan'ın ülkemize ettiği en büyük "hizmetlerden" biri de AKP hükümetini başa getirmesidir. Bunun için Amerika destekli ve birden fazla grubun ortaklaşa hareket ettiği bir komplo kuruldu. Komplonun diğer faaliyetleri sonucu ekonomik kriz yaratılmış, hükümet sallantıya alınmış ve başbakanın sağlık durumu hakkında halk paniğe sevk edilmişti. Seçim kelimesi kamuoyunun kafasına itinayla yerleştirildi. Fakat suni ekonomik kriz ve ardından gelen Derviş önlemleri sayesinde bu seçimin iktidar partileri için felaket olacağı gün gibi ortadaydı. Biraz daha beklenmesi ve halka olanların tam olarak açıklanıp alınan ekonomik tedbirlerin etkisinin kamuoyuna yansımasının sağlanması gerekiyordu. Bunu bilen hükümet üyeleri normal seçim tarihine kadar beklemeyi uygun gördüler.
Normal şartlarda AKP ve Erdoğan'ın tek başına iktidara gelmesi imkânsızdı ama Amerika'nın Irak işgali ve Kıbrıs gibi meseleler bekleyemezdi. Amerika ve Avrupa'yla uyumlu bir hükümetin acilen iş başına getirilmesi gerekiyordu. Eğer bu sağlanamazsa en azından iktidarın MHP kanadı tasfiyeedilmeliydi, çünkü DSP içine malum kişiler zaten sızmıştı ve gerektiği zaman partiyi yönlendirecek güce sahiptiler. Tam bu aşamada Doğan müthiş bir plan kurdu. MHP dışındaki bazı partilerin liderleri ve DSP içindeki kliğin başı olan Hüsamettin Özkan Almanya'ya gazete tesisi açılışı bahanesiyle çağrıldı. Plana göre burada MHP'nin dışlanacağı ve siyaseten etkisiz hale getirileceği alternatif bir hükümet kurulacak veya bu toplantının verdiği mesajla MHP seçime zorlanacaktı. MHP'nin bir üçüncü seçeneği yoktu ve her iki seçenekte de sonuçta kaybedecekti. Hepinizin bildiği gibi bu toplantıdan sonra MHP seçime gitme kararı aldı ve vuruşarak çekilme yolunu seçti.
Seçimlerde Doğan medyası önceden hazırlanmış psikolojik harekât planıyla AKP dışındaki tüm partileri yıpratarak bugünkü hükümetin yolunu açtı.
Sayın Aydın Doğan'ın eski "iyiliklerini" anlattıktan sonra gelelim son iyiliğine. Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail'le birlikte de Güneydoğu Anadolu projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Amerika Washington'da "Hasna" isimli bir dernek kurdu.

Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.
Derneğin ilk amacı Kıbrıs'ta Avrupa Birliği politikasına uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türkü gazeteci ve yazar Amerika'ya gönderilerek burada yağlıballı geziler ve Rum tezlerini anlatan kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı "Hasna Journal" isimli gazete de her sayısında Denktaş ve Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.
Hasna'nın diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail'le işbirlği içinde Kibutzlar açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı'nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu

olan bu kurumun başında nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.
Sayın Doğan'ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan'ın ülkemize "geçmişte" yaptığı iyilikler için 1999 senesinde Devlet üstün hizmet madalyası aldğını göz önüne alırsak. Bu son faaliyetleri içinde Avrupa'dan "Legion de Honeur" ve Amerika'dan
"Medal of Freedom" alacağını da tahmin edebiliriz.
Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.