Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÜLKÜCÜ HAREKET

Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

MHP'den Nevruz'da 'bölücülük' tepkisi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Türk Milleti'nin barış ve kardeşlik içinde kutladığı nevruz şenliklerini huzur bozmak için kullanmak isteyenler olduğunu belirterek, "dağda milleti bölmek isteyenlerin kıyafetlerini giyerek nevruz kutlanmaz'' dedi.

İzmir Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Müdürlüğünce Tire'nin Taştepe mevkisinde nevruz şenliği düzenlendi.

Şenlikte konuşan Oktay Vural, Tire'de halkla birlikte yapılan kutlamaların örnek teşkil etmesi gerektiğini kaydetti.

Türklerin asırlardır kutladığı nevruzun ''bölücülüğün vesilesi'' haline getirilmemesi gerektiğini belirten Vural, şöyle konuştu:

''Nevruzu devletimizin, milletimizin huzurunu bozmak için kullanmak isteyenler var. Ama bilsinler ki bu millet kardeşlik türküsünü daima söyleyecektir. Bunların başarıya ulaşması mümkün değildir. Gidip orada, dağda milleti bölmek isteyenlerin kıyafetlerini giyerek nevruz kutlanmaz, al bayrağın altında kutlanır. Türk milleti nevruzu ilelebet kutlayacaktır. Nevruz şenliklerimizi bahane ederek polisimize taş atanları, kurşun sıkanları lanetliyorum.''

İzmir Vali Yardımcısı Haluk Tunçsu da nevruz bayramının Türk dünyasının öz kültürü olduğunu belirterek, ''Nevruz barış, kardeşlik ve dostluğun göstergesidir. Türk devletine, milletine karşı çıkmak değildir. Birlik olup bunu gösterelim'' dedi.

Şenlikte, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilköğretim okulları arasında düzenlenen ''Türk Kültüründe Nevruz'' konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi. Ege bölgesi halk oyunu ekipleri ve Türk Cumhuriyetleri öğrenci toplululukları gösteri sundu. Vatandaşlara keşkek ve süt şerbeti ikram edildi. Nevruz ateşinin yakıldığı şenlikte, temsili demir dövme töreni yapıldı.

Atatürkçü Yahudiler!

'Gazetemiz yazarlarından Yakup Almelek'in sözlerini yazdığı, oğlu Alper Almelek'in bestesini yaptığı marş, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) resmi marşı olarak kabul edildi. (24 Ekim 2001 - ŞALOM)'

Bir süre önce, komonistlerin (sosyalistlerin) faaliyetlerine dair aldikları kararları madde madde sıralamıştık. İçlerinden biri şöyle idi: '-Hangi ülkede faaliyet gösteriyor iseniz, o ülkenin ölmüş devlet adamlarını sahiplenecek, yapacağınız propaganda ile onu ve dediklerini çizgimize çekeceksiniz. Aradan yıllar geçtikten sonra herkes onu 'devrimci (solcu)' bilecek.'

Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada '-Sosyalizmanın anası masonluktur!' diyor. Öyle oldugunu da madde madde elindeki delillerle ispat ediyor. Siz yaşadığınız süre içinde; okulda, işte, işyerinde, çarşıda, pazarda her yerde karşılaştığınız insanlardan, tanıdıklarınız veya değil hangisinden duydunuz birinin çıkıp da '-MASONUM' dedigini?

Duymadınız, duyamazsınız... Ama onlar '-solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, ateistim, komunistim' derler. Kılıktan kılığa girerler.

İlginizi çekeceğini umduğumuz ibret dolu bir yazı, Eski Van milletvekili ve vatanın sevilen asil evladı muhterem İbrahim Arvas'in kaleminden:

'Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahs etmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da bir çok locaları vardır.

Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi DÖNMELER , ikincisi de MASONLAR'dı.

Bir gün eski adliye vekili Mahmut Esat Bozkurd'u çağırdı. Kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitab verdi.

'-Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır.' dedi.

Gurup günü Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Gurup dinledi. Hülasası şöyle idi:

'Bizim Eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık, Masonluk ta kökü dışarda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da gurup kararıyla kapatalım.'

Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti.

Meclisteki Masonları bir telaşdır aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz, başından süt dökülmüs kediye benziyordu.

Meşhur hatib Mahmut Esat Beye söz yetişebilir mi idi. Şükrü Kaya Masonluğun bir hayir (!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman gurubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar.

Hayır eserleri dediğiniz nedir, birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun, in aşağı! dediler. Mahmut Esat ise MASONLUĞUN kökü dışarda, gizli, memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin yani meşrik-i azamlarının YAHUDİ olduğunu bir çok vesikalarla ispat etti.

Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Ve salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmağa başladılar. Guruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan

'-KAPATALIM!' sesleri yükseliyordu. O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:

'-Arkadaşlar, çok mühim bir işin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da devlet reisine götürelim, onun da reyini alalım, gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim, dedi.

Bu söz gurubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, biz herhalde bütün locaları kapatırız dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:

-Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.

Salonda bir kıyamettir koptu, alkışlar, bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.

Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı. Gurup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal'i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisicumhura gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisicumhura hitaben:

-Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız, demiş. Reisicumhur,

-Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?

-Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de BARCA MISON Cenaplarıdır, demişler. Bunun üzerine küplere binen MUSTAFA KEMAL PAŞA onlara hitaben:

-HAYDİ DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çıfıt yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan!

diyerek onları kovmuş, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkamayan reisicumhura verdiler ve derin bir nefes aldılar.

Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON localarını kapattı.

İsmet Paşa'nın reisicumhurluğu sırasında kanun-u mahsusla localar kapanmadı diye Masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar.

Ve 1952 de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR da, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların loacalarını kapatmak istediği kanun teklifini red ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi.

Tabii bu ameliyeyi Meclis yaptı, fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında Celal Bayar reisicumhur locasına gelerek (1) kanunun müzakerelerini sonuna kadar takip etmiştir.


(1) Bu tarihi müzakereleri ben de basın locasından takip ediyordum. Yanımda Burla'nın Ankara Müdürü Alaeddin Mizanoğlu vardı. Milyonluk müessesini kapatıp gelmiş, heyecan içinde müzakereleri takip ediyordu. Celal Bayar da olanca heyecanıyle hatipleri dinliyor fakat gözlerini benden ayıramıyordu. Haklı idi, onu bir hiçlikten o mevkiiye dünya masonluğu getirmişti.

Cevat Rifat Atilhan

Özel okullarda Atatürk köşesi kaldırıldı

qp6jallmhu0eeo0l4avt Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde Atatürk köşesi şartı kaldırıldı. Özel okullarda kurucu olmak için "Ahlaken kötü şöhretli olmama" şartı da çıkarıldı

''Milli'' olan her şeye savaş açan hükümet Atatürk'e de el attı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yapılan yönetmelik değişikliğiyle, "Atatürk Köşesi"nin özel öğretim kurumlarının yönetim bölümünde bulunması zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Özel okulların hangi mekânlarında kılık - kıyafet kurallarına uyulmasının zorunlu olduğuyla ilgili cümle yeni yönetmelikten çıkarılarak, "Özel öğretim kurumlarındaki eğitim personeli, diğer personel, öğrenci ve kursiyerlerin kılık-kıyafetlerinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır" denildi.

Resmi Gazete'de yayımlanan özel okullarla ilgili yeni yönetmelikte, eski yönetmelikte yer verilen, "özel öğretim kurumlarının yönetim bölümlerinde bulunması gereken Atatürk köşesi, kurucu veya kurucu temsilcisi odası, genel müdür odası, genel müdür yardımcısı odası, müdür odası, öğretmenler odası, rehberlik servisi odası, psikolog odası, büro hizmetleri odası, arşiv, dosya odası, depo, ambar ve misafir odası zorunluluğu" yer almadı.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikteki bazı hükümler şöyle:

ATATÜRK KÖŞESİ: Eski yönetmelikteki "Sosyal Tesis ve Teçhizat" bölümü ile bu bölümde düzenlenen özel eğitim kurumları ve özel okullarda Atatürk köşesinin oluşturulması zorunluluğu yeni yönetmelikte yer almadı.

KARMA EĞİTİM: Eski yönetmelikte özel okul ve eğitim kurumlarında "karma eğitim" yapılacağına ilişkin kural da yeni yönetmelikte yer almadı. Yeni yönetmelikte, özel okul ve eğitim kurumlarındaki eğitim ve yönetimin "Millî Eğitim Temel Kanununda düzenlenen Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yürütüleceği" belirtildi ancak karma eğitime ilişkin eski yönetmelikteki özel vurgu yeni yönetmelikte yer almadı.

ADLİ SİCİL BELGESİ: Eski yönetmelikteki özel okul ve eğitim kurumu yöneticilerinin yüz kızartıcı suç işlememiş olması ve 6 aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması şartları korundu. Ancak eski yönetmelikte bunun için savcılıktan belge getirilmesi şartı varken yeni yönetmelikte "yazılı beyan" verilmesi yeterli görüldü.

AHLAKEN KÖTÜ ŞÖHRET: Eski yönetmelikte özel okul ve eğitim kurumu kurucusu olmak için aranan "Ahlâken kötü bir şöhrete sahip bulunmama" şartı kaldırıldı.

KILIK KIYAFET: Yeni yönetmelikte kılık kıyafet konusu da özel olarak düzenlendi. İlgili maddede "Özel öğretim kurumlarındaki eğitim personeli, diğer personel, öğrenci ve kursiyerlerin kılık-kıyafetlerinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Ancak, dershaneler ile öğrenci etüt eğitim merkezlerindeki öğrencilerin forma ve benzeri tek tip kıyafet giymeleri zorunlu değildir" denildi. İlgili mevzuat hükümlerine atıf yapılmasıyla kılık kıyafete ilişkin yapılacak değişikliklerin doğrudan bu kurumlarda uygulanması amaçlandı.

AZINLIK OKULLARI VE LOZAN: Yeni yönetmelikte önceki yönetmelikteki gibi, azınlık okullarında bir Türk müdür yardımcısının görevlendirilmesi zorunluluğu devam etti.

Eski yönetmelikteki "Lozan Andlaşmasına göre açılan okullar" tanımı yerine yeni yönetmelikte bu okullar "Azınlık okulları" olarak nitelendi. Yönetmelikte Azınlık okullarının tanımı da şöyle yapıldı: "Rum, Ermeni ve Musevî azınlıklar tarafından kurulmuş, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış ve kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin devam ettiği okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim özel okulları."

Eski yönetmelikteki gibi azınlık okullarındaki bazı hükümlerin uygulanması için "ilgili ülkelerdeki mütekabil mevzuat ve uygulamaların" dikkate alınması gerektiği hükmü korundu.

PKK'nın hamisi AKP'nin baştacı

HaberRes_3914  "Değil bir Kürt'ü veya PKK'lıyı, bir Kürt kedisini bile Türkler'e vermem, Türkler hayal görüyor" densizliğini gösteren Talabani, Çankaya'da ağırlandı

ABD kuklasından medet umuluyor

PKK'nın baş destekçisi, ABD'nin kuklası Kürt asıllı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak Ankara'da ağırlanıyor. Kendi ülkesindeki kanı durduramayan Talabani'nin ziyaretinde iki ülkeyi ilgilendiren her şey masada olacak. Özellikle başbaşa görüşmelerde Kerkük, Barzani ile ilişkiler ve PKK terörü tüm açıklığı ile ele alınacak.

Gül'den yemekli ağırlama

Talabani'yi karşılayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün baş başa görüşmesinin ardından, heyetler arası görüşmeler yapıldı. Cumhurbaşkanı Gül,Talabani ve heyeti onuruna Çankaya Köşkü'nde yemek verdi. Gül'ün yemeğine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt katılmadı. Tabani'nin ziyareti sırasında protesto gösterileri yapıldı.

Washington ziyaretten memnun

BUGÜN Irak İş Konseyi üyeleriyle görüşecek olan Talabani, daha sonra Başbakan Erdoğan'ın yemeğine katılacak ve Türkiye'den ayrılacak. ABD ise Tabani'nin Türkiye'ye ziyaretinden memnuniyet duyduğunu bildirdi.10 Cumhurbaşkanı Sezer, Talabani'yi davet etmediği gibi gönderdiği yardımcılarını da kabul etmemişti. Bunun en büyük nedeni PKK'ya verdiği destekti

 Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, 2 günlük çalışma ziyareti için dün akşam saatlerinde Türkiye'ye geldi.. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın onuruna yemek verdiği Talabani'ye 5 Iraklı bakan eşlik ediyor.

Talabani'yle Maliye Bakanı Baqir Jabir Al-Zubaydi, Petrol Bakanı Dr. Hessian Al-Shahristany, Su Kaynakları Bakanı Dr. Abdullatif Rashid Latif, Milli Güvenlik Bakanı Shirwan Al-Waily ve Sanayi Bakanı Fawzi Al-Hariri Ankara'ya geldi.

Cumhurbaşkanı Gül, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Irak'ın kuzeyinde PKK'ya yönelik kara harekatının başladığı 21 Şubat 2008 tarihinde harekatın terör örgütünü hedef aldığını iletmek üzere telefonla aradığı Talabani'yi Türkiye'ye davet etmişti.

Uzun süredir beklenen ziyareti, Washington yönetimi de bekliyordu.

SEZER KABUL ETMEMİŞTİ

10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in davet etmemesi nedeniyle Ankara'ya gelemeyen PKK'nın Mam Celal'i (Celal Amca) Talabani, şimdi Köşk'te de törenle karşılanıp ağırlandı.

10 Cumhurbaşkanı Sezer, Talabani'yi davet etmediği gibi gönderdiği yardımcılarını da kabul etmemişti.

Bunun en büyük nedeni de Talabani'nin PKK elebaşısı Öcalan'a ve PKK'ya verdiği açık destek ve bu desteği belgeleyen samimi fotoğraflardı.

ASKERİN ENDİŞESİ

Talabani Ankara'ya resmi değil, çalışma ziyareti gerçekleştiri yor. Bu formülle Talabani'yi törenle karşılamak istemeyen askerin endişesi giderilmiş oldu. Ancak hem buna tepki gösteren Irak heyetini ikna etmek hem de Talabani'ye Ankara'nın verdiği önemi göstermek için programa farklı jestler eklendi.

Her çalışma ziyaretinde açılmayan Camlı Köşk Talabani ve eşine ev sahipliği yapıyor.

Ziyarette iki ülkeyi ilgilendiren her şey masada olacak, özellikle başbaşa görüşmelerde Kerkük, Barzani ile ilişkiler ve PKK tüm açıklığı ile ele alınacak.

ANKARA'NIN İSTEKLERİ

Ankara Irak Cumhurbaşkanı'na "PKK ile mücadelede askeri opsiyonlar hala masada" mesajı verecek, ancak Irak tarafı işbirliği yaparsa Türkiye'nin kapılarının Bağdat'a sonuna kadar açılacağını anlatacak.

Türk yetkililer Talabani ziyaretinin ardından 21 Şubat MGK'sındaki karar gereği başta enerji ve petrol alanında işbirliği için yeni bir dönemin açılabileceğini belirtiyor. Ankara özellikle Irak gazının Avrupa'ya aktarılması ve Irak petrol sahalarında Türk şirketlerinin yatırım yapmasını istiyor.

ZEBARİ: "ZİYARET GERGİNLİĞİ GİDERECEK"

Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, "Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin, Türkiye ziyaretinin ilişkilerde beliren gerginliği giderecek mahiyette olacağını" söyledi.

Zebari, Arapça yayın yapan El Arabiya televizyonunda katıldığı bir programda, TSK'nın, Kuzey Irak'taki terör unsurlarına yönelik operasyonunun, "iki ülke arasında gerginliğe yol açtığını" öne sürerek, "Talabani'nin, Türkiye ziyareti bu gerginliği giderecek mahiyette olacak. Türkiye'yle ilişkilerimizin iyi olması işimize yarar" dedi.

Kuzey Irak'taki yönetimin başkanı Mesud Barzani'nin, Talabani'nin Türkiye ziyaretine "razı olup olmadığının" sorulması üzerine de Zebari, "Tabii ki razı. Cumhurbaşkanı Talabani ve Mesut Barzani arasında bu ziyaretle ilgili görüş alışverişi oldu" diye konuştu.

ABD ZİYARETTEN MEMNUN

ABD Dışişleri Bakanlığı ise, Türkiye ile Irak arasında iyi komşuluk ilişkileri ve temasları teşvik ettiğini belirterek, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin Türkiye'ye yapması beklenen ziyaretinden memnuniyet duyduğunu bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, günlük brifinginde konuya ilişkin bir soru üzerine, "Bu ziyaretin gerçekleşecek olmasından memnunuz, umarız iyi ve verimli görüşmeler yapılır. İki tarafın da daha sonra bizi bilgilendireceğinden eminiz" dedi.

Sözcü Casey, terör örgütü PKK'ya karşı işbirliği sağlanmasının yanısıra, ekonomik açıdan da önemli konuların Türkiye ve Irak'ın gündemlerinde yer aldığını kaydetti.

Casey, "Türkiye, Irak'ın komşularını ve diğer ilgili ülkeleri kapsayan süreçte, çok pozitif bir rol oynuyor" diye konuştu.

BASRA'YA BAŞKONSOLOSLUK

Bu arada, Türkiye yakın bir gelecekte Basra'da başkonsolosluk açmaya hazırlanıyor.

Diplomatik kaynaklar, başkonsolosluğun açılma talebinin Şiilerden geldiğini, ABD ve İngiltere'nin de bunu desteklediğini belirtiyor.

Başkonsolosluğun açılacağı tarih belli olmamakla birlikte bunun mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Iraklı Şiiler ve Sünnilerin, Türkiye'nin ülkenin kuzeyine yaptığı yatırımların kendi bölgelerinde de yapılmasını istedikleri belirtiliyor. 

Delinin Veliye Tavsiyesi

Bayezid-i Bestamî Hazretleri.

Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor.

Tımarhane hizmetçisinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görüyor:-Ne yapıyorsun? Hizmetçi:

-Burası tımarhanedir.

Delilere ilâç yapıyorum.

-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?

-Hastalığını söyle.

-Benim hastalığım günah hastalığı...

Çok günah işliyorum

-Ben günah hastalığından anlamam...

Ben delilere ilâç hazırlıyorum..

Parmaklığın arasından konuşulanları duyan bir deli,(!)

Bayezid-i Bestamî hazretlerine:

-Gel dede, gel!

Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.

Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:

-Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.

Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:

-Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır...

Kalp havanında tevhîd tokmağı ile döv,

insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir

Akşam-sabah bol miktarda ye...

O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.

Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid Hazretleri:

-Hey gidi dünya hey!

Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.

Cem Vakfı'ndan TURKAV'a ziyaret

TURKAV Kamu Çalışanları Vakfı Yalova Şubesinde haftalık Salı Toplantılarını Konukları Cem Vakfı Yalova Şube Başkanı Sinan Giray ve Şube Yönetimi ile Cem Vakfı Merkez Yöneticilerini ağırladı.

Toplantının Açılış Konuşmasını yapan TURKAV Kamu Çalışanları Vakfı Şube Başkanı Yalçın KOCA, Ülkemiz üzerine oynanan oyunlara karşılık bize düşen bu oyunlara karşı uyanık olmaktır, bunun yolu bilgilenmek, bilinçli olmak, donanımlı olmaktan geçer. Maalesef en büyük düşmanımız cehalet olup, buna karşı haftanın bir günü, Salı akşamı 2 saatimizi faydasız uğraşlarla geçirmek yerine, birkaç kelime, cümle yeni bilgiyi bilgilerimizin üstüne ekleme ve tanışıklığımızı, muhabbetimizi artırmak üzere toplanıyoruz" dedi.

Toplantıya katılan 40 kişilik gurup, soru cevap şeklinde muhabbetlerini sürdürdüler. Toplantıda Muharip Gaziler Dernek Başkanı Durmuş YİGİT, Cem Vakfı Yalova Şube Başkanı Sinan GİRAY'a TURKAV Kamu Çalışanları Vakfının toplantısındaki birlik ve beraberliğimizin önemini belirten konuşması sonrası Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'lü Broşu alıkışlar eşliğinde taktı.TÜRKAV vakıf yöneticileri ve üyeleri ve konuklar daha sonra hatıra Fotografı çektirdiler

PKK'LI KEDİLERİN BAKICISI TALABANİ GELİYOR

10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, haklı gerekçelerle, randevu vermediği, işgal edilmiş Irak'ın sözde Cumhurbaşkanı, PKK hamisi Talabani, 11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Çankaya Köşkünde ağırlanmak üzere, 7 Mart Cuma günü için Türkiye'ye davet edildi.

AKP'lilerin yakın dostu olan Celal Talabani'yi Çankaya köşkünde ağırlayamamak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için büyük bir dert olmuştu. Nihayet büyük dert edindiği konu ortadan kalkmak üzere.

TSK'nın PKK'ya yönelik Sınırötesi operasyonlarının sürdüğü bir dönemde, sanki çok mühim bir öncelik gibi Türkiye'ye davet edilen Talabani hangi yüzle Türkiye'ye gelecek acaba?

Hadi, Talabani'de utanacak yüz yok da, bu PKK hamisini Türkiye'ye davet edenlerin hiç mi milli hassasiyeti yok?

Talabani, AKP iktidarında daha önce defalarca Türkiye'ye gelmiş, AKP hükümeti tarafından çok önemli konukmuş gibi ağırlanmıştı. Fakat, Talabani'nin Türkiye'ye olan düşmanlığı ve PKK'ya vermiş olduğu destek yüzünden bir önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, birçok talebe rağmen, bu randevuyu vermemişti.

Bu sefer, roller değişti bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu PKK hamisini telefonla davet etti.

Dışişleri Bakanı iken, milli konularda hiçbir hassasiyeti görünmemiş Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı makamında da bu tavrını maalesef sürdürmektedir.

PKK'yı her manada destekleyen, koruyan Talabani biliyorsunuz, PKK'ya terör örgütü demeyeceğini vurgulayarak, kendisinden PKK'lıları isteyen Türkiye'ye "Bir Kürt kedisi bile vermeyiz" diyerek dalga geçmişti. Karaktersiz davranışları yüzünden Ortadoğu Bölgesi'nde adı "Siyasi Fahişe'ye" çıkmış Talabani, PKK konusunda bu tutum içindeyken ve bu tutumunu değiştirdiğine dair hiçbir tavrı yansımamışken, Türkiye'ye davet edilmesi rezaletten başka bir şey değildir.

Irak'ta PKK'lı kedilere, köpeklere bakıcılık yapan Talabani'nin, Başkomutanlık (!) makamında oturan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından davet edilmiş olması, muhatap alınması asıl üzüntü kaynağımızı oluşturmaktadır.

Dışişleri Bakanı iken de, PKK'lı Leyla Zana ve ekibini Başbakanlık konutunda ağırlamış Abdullah Gül, bu tavrını en azından Cumhurbaşkanlığı makamına oturduğu gün değiştirmeliydi… Ama o halen AKP'nin politik çizgisine uygun davranmayı sürdürmektedir.

Evet Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu PKK'lı kedi ve köpek bakıcısının Çankaya köşkünde ne işi vardır?

Türk Devletinin onurunu zedeleyecek, bu randevunun ne gereği vardı?

PKK hamisi Talabani'nin Türkiye'ye gelecek olması, Türkiye adına ne kazanç sağlayacaktır?

Talabani denen çapulcuyu yüceltmekten başka hiçbir sonucu olmayacaktır. AKP iktidarı, bugüne kadar defalarca bu çapulcuyu yüceltmiş, korumuş ve kollamıştır.

Talabani de, AKP'ye karşı bu yüzden sevgisini, bağlılığını, vefasını hiç eksiltmemiştir.

Hatta 22 Temmuz seçimleri öncesinde desteğini açıktan vermiş, seçim ayı içerisinde, AKP'nin hiçbir sorunla karşılaşmamasını istediklerini belirterek "Özellikle de bu ay içinde AKP'ye sorun çıkartmak istemiyoruz'' demişti. 22 Temmuz seçimleri sonrası AKP'yi ilk kutlayan kişi de Talabani olmuştu.

Talabani'nin AKP ile gönül sıcaklığı, 7 Mart 2002 tarihinde filizlenmeye başlamıştı.

O tarihte Türkiye'ye gelen ve AKP Genel Merkezi'nde Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyaret eden Talabani ile kurulan diyalog, bugünlerde yaşananların temelini hazırlıyordu.

PKK'lı kedi ve köpeklerin bakıcısı Talabani, Recep Tayyip Erdoğan'a "Kendisini cezaevinden beri izliyoruz, o zaman da kalbimiz onunla beraberdi" şeklinde hitap ederken, Recep Tayyip Erdoğan da Talabani'ye "Özellikle Irak ve Kürdistan'dan gelen bilgiler bizi memnun etmektedir." şeklinde karşılık veriyordu. Yani, AKP-Talabani aşkı sağlam temellere dayanmaktadır.

Sanırım, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu aşkın sürdürülmesi taraftarı olduğu için, Türk Ordusu'nun operasyondan yeni çıktığı bir dönemde, PKK'lı kedi ve köpeklerin bakıcısı Talabani'yi Çankaya köşküne davet ediyor.

Kimse buna, komşuluk ilişkisi, diplomatik adım kılıfı giydirmeye çalışmasın, çünkü işgal edilmiş Irak'ta ABD'nin himayesi ile devlet başkanı koltuğuna oturtulan bu çapulcu, Türkiye'nin şuan bir numaralı düşmanıdır. Türkiye'ye yapmış olduğu düşmanlıklar konusunda, önce ders alması sağlanmalı, özür diletilmeli ve PKK'ya bakıcılık yapmayı bırakması öğretilmelidir. İşte büyük devlet olmanın özelliğini, bunlar sağlanırsa göstermiş oluruz.

Başkomutanlık(!) makamında oturan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün Türkiye'ye davet ettiği Talabani'ye yönelik bu manada bir hazırlığı var mıdır?

Eğer yoksa, o makamda oturan biri olarak Talabani'yi davet etmek kendisine yakışmakta mıdır?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt geçmişte, Barzani ve Talabani çapulcularını kast ederek "Ben askerim. Çok önemli bir görevim, terörle mücadele. PKK'yı siyasi olarak görenle benim asker olarak konuşmama imkân yok. Ama görüşen görüşür. PKK'yı terörist görmüyor. Şu anda iki grup da PKK'ya tam olarak destek veriyor. Şu anda PKK'nın en büyük destekçisi, kuzeydeki iki gruptur. Bunu çok iyi biliyoruz. Bu konularla ilgili olanlar da biliyor." demişti.

Başkomutanlık (!) makamında oturan Sayın Abdullah Gül, acaba bu sözleri nasıl değerlendirmektedir?

AKP'nin penceresinden mi, yoksa Türk Milleti penceresinden mi değerlendirecektir. Cuma günü yaşanacak gelişmeleri dört gözle bekliyoruz.

YALÇIN DOĞAN KURTAR ARTIK ŞEREFİNİ!

07032008 MHP ve TSK düşmanlığı konusunda sicili kabarık olanlar, ”bulanık suda balık avlamak” için gündemin ateşinden yararlanıp, yine oltaları ile piyasaya çıktılar.
Bu düşünce zavallılığı yaşayanlardan birisi de, bu köşede son zamanlarda sıkça “şerefini” sorguladığım, Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan olmuştur.

Her sorgulamada, nasıl bir karakter taşıdığını tüm kamuoyunun gördüğü Sosyalist Yalçın Doğan, yine MHP’ye düşmanlık yapabilmek için iftira ve yalanları ile köşesinde yine şerefini sorgulayacağımız bir yazı kaleme almıştır.

Yazdığı yalan haberlerle o kadar küçülüyor ki, acısak mı yoksa çalıyı mı dolansak biz de şaşırdık.

Her yalanını, ortaya ölçüler koyarak ispatlaması için çağrılarda bulunduk…

Ama o ispatlamak yerine, biraz saklanıp, kısa bir süre MHP ile ilgili konularda ortada görünmüyor, sonra yine ABD’li dostları ya da kimlerle istişare yapıyorsa, onlardan aldığı bilgilerle yine rezil olmak için dalışlar yapıyor.

Rezil oldukça, bunu zevk haline getirdiği her halinden belli olan Yalçın Doğan, tekrar tekrar rezil olmak için elinden gelen tüm gayreti göstermektedir.

Yalçın Doğan, rezil oluşunu zevk alır hale getirmiş getirmesine de, Hürriyet Gazetesi’nin sahibi Aydın Doğan, bu rezillikleri hiç mi görmemektedir.

Sosyalist Yalçın Doğan’ın rezil olmak için yumurtladığı yeni yalanı da, MHP Genel Başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli’nin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, randevu talep ettiği ve bu talebin geri çevrildiği yönündedir.

Sosyalist Yalçın Doğan, bu yalanları kimlerle istişare edip üretiyorsa, akıl sağlığı yerinde olmayanların bu birlikteliği oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Bir yazarın her yazdığı yalan ve iftira olabilir mi?

Sosyalist Yalçın Doğan yazıyorsa olabiliyor…

MHP Genel Başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli’nin istediğini iddia ettiği randevunun verilmediği iftirasını ve yalanını, kamuoyuna bilgi diyen sunan Yalçın Doğan’a yine bir çağrıda bulunuyoruz…

İspatla Yalçın Doğan!

Böyle bir randevu isteğinin olup-olmadığını ispatla, ispatlayamazsan şerefinin sorgulanması daha da yoğunlaşacaktır.

Daha önceki, şerefini kurtarmaya yönelik çağrımızı duymazlıktan ve görmezlikten geliyorsun ama tüm şerefli insanlar, bu çağrıların takipçisi olmayı sürdürecektir.

Yalçın Doğan’a bir önceki çağrımızı da tekrarlıyoruz ve ortaya saçtığı iftiraları sırası ile temizlemesini bekliyoruz. MHP ve Ülkü Ocakları’nda yapılan bazı değişiklikleri, ABD’nin şekillendirdiği iftirasını atan
Yalçın Doğan’a şöyle seslenmiştik:

“MHP ve Devlet Bahçeli konusunda, tedaviye cevap vermeyecek şekilde ‘takıntılı ve alerjili' olan Yalçın Doğan, attığı iftiranın MHP ve Ülkü Ocakları'ndan tekzibini beklemeden, çok sıkı-fıkı dost olduğun ABD'lilerden bu konu ile gerçek bilgileri alıp, köşende yayınlamanı bekliyoruz... Eğer iddia ettiğin gibi ABD'nin istekleri doğrultusunda, MHP yönetimi bazı değişiklikler yapıyorsa, bunu ABD kanalıyla ispat etmezsen şerefin piyasada ayaklar altında sürünecektir... En haysiyetli yol, bunu ABD'li dostların aracılığı ile ispat etmendir. Bu çağrımızın cevabını köşende bekleyeceğiz... Bakalım şerefini kurtaracak mısın?”

Yalçın Doğan, bu çağrımızı ne zaman yerine getireceksin?

Biz hatırlatmaktan bıktık ama sen herhalde bu çağrıları duymaktan bıkmadın… Yalçın Doğan, sen de biraz olsun şeref dürtüsü hiç mi harekete geçmiyor?

Bak her yazında şerefin biraz daha ayaklar altına düşüyor… Ne zaman dürüst bir yazar gibi davranacak ve iftirayı, yalanı bırakacaksın? Zararın neresinden dönersen kardır, gel topluma iftira soslu, yalan bilgiler sunmayı bırak…
Ama önce, yapman gereken temizliği yap…

Öncekileri zaten toplumda biliyor, sen de biliyorsun… Onları unutturamazsın…

MHP Genel Başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli tarafından istenip de, Genelkurmay Başkanı tarafından
Cumhurbaşkanlığı sürecinde verilmediğini iddia ettiğin randevu konusunu da ispatlayacaksın. Şerefini kurtarman için bu ispatı yapmak zorundasın. İddiasını ispat edemeyenin şeref ve haysiyet derecesi nedir, onu da halkımız çok iyi bilir.

Bekliyoruz, acınacak hale düşen Yalçın Doğan…

Tamam mı?

İspatlama çağrıları konusunda, nereye kadar kaçacaksın, onu da çok merak ediyoruz…

Yalçın Doğan, randevu yalanı ve iftirası ile giriş yaptığı yazısının ortalarında, milletin manevi değerlerine sahip çıktı diye, eleştirmek için MHP’nin önüne çelenk bırakmaya gelen, iki emekli asker, dört kadın ve bir inşaat mühendisinin gördüğü tepkiyi de, askerlere saldırı olarak değerlendirme trajedisini göstermiştir.

(Bu konuda, gazetemiz yazarı Sayın Ramazan Kaan Kurt’un geçtiğimiz hafta çıkan “Atatürk, MHP Ve TESUD” başlıklı yazısını okumanızı önemle tavsiye ediyorum)

Yalçın Doğan için fitne-fesat olsun da, ne olursa olsun?
PKK’nın bir tezgâhı olarak hayata geçirilen ve (AB)(D)ullah Öcalan’ın övdüğü Şemdinli olayları ve isyanı biliyorsunuz, TSK ve Yaşar Büyükanıt’ın şahsını hedef alan gelişmelerdi.

Yalçın Doğan gibiler o günlerde, demokrasi, insan hakları gibi kavramlarla, PKK’nın söylemleri ile benzeşen ifadelerde bulunuyor… Bir tek MHP, o konuda dimdik TSK’nın kurumsal kimliğini koruyan duruş sergiliyordu.

Ne olduysa, TSK düşmanı Yalçın Doğan, bugün sözde TSK avukatlığına soyundu… Samimi olmadığını âlem biliyor, onun tek derdi, acaba iki düşmanımı birbirine düşürebilir miyim çabasıdır.

Yalçın Doğan yazısı içerisinde bir de, MHP’nin bundan dört yıl önce, Türkiye’deki içinde sendika, medya, odalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler vb. birçok kişi ve kurum olmak üzere 5000 kişiye yakın gönderilen kitapçıktan dem vurarak, iftira ve yalanlarını sağlamlaştırma çabasına girmiş.

Yalçın Doğan’ın düşünce ikizi bir yazara da, bu bilgileri vermiş ve MHP Genel Başkanı’nın 20 kamera ve 50 gazeteci önünde yapmış olduğu basın toplantısının kitaplaştırılmış halinin bu kurumlara gönderildiğini vurgulamıştım.

Kitaplaştırılan bu basın toplantısı metni, aynı zamanda TSK’da görev yapan bazı komutanlara da gönderilmişti. Ortada gizli bir mektup ve kitapçık yoktur. Siyasetin doğasında olan, görüşlerini kamuoyu ile paylaşma vardır.

MHP’ye ‘suskunluk sarmalı’ diye adlandırdığımız ambargo ve sansürün geniş uygulandığı bir dönemde, MHP demokratik çerçeveler ölçüsünde, herkese bire bir ulaşmayı propaganda olarak benimsemişti. Yapmış olduğu tabii hadise budur, bundan farklı anlamlar çıkarmak için insanın Yalçın Doğan gibi olması lazımdır. (Hulki Cevizoğlu’nun kulağı çınlasın)

Yalçın Doğan, ne TSK’yı ne de MHP’yi zerre kadar sevmez, bu iki kuruma olan düşmanlığını, Sosyalist beyninde en çok çalışan ana hücre haline getirmiştir.

Bu iki kurumu, birbirine düşürmek için, ciddi gerçekler bulamadığı için yalan ve iftirayı benimsemektedir.
Yalçın Doğan’ın, içinde MHP geçen her yazısı, her bilgisi yalandır, iftiradır. Aksini iddia ediyorsa, ispatlama çağrılarımızı yerine getirmelidir.

Biz kendimize, Yalçın Doğan’ı çok iyi tanıma noktasında o kadar güveniyoruz ki, sık sık tespitler yapıp şerefini kurtarması için kendisine çağrılar yapıyoruz…

Yalçın Doğan haydi, şu şeref dürtülerin harekete geçsin… Geçmeyince insanda oluşan kanaat, gerçek bilgiye dönüşmektedir…

Haydi, Sosyalist Yalçın Doğan’ım benim, ispatla iddialarını, kurtar şerefini… … Bekliyoruz…

ABD’YE GÜVENME, AKP İLE HAREKET ETME…

TSK’nın Irak’ın Kuzeyinde operasyonları sürerken, “Bela Temizlerken, Başımıza Bela Almayalım” başlıklı bir yazı yazmış ve o yazı içerisinde şu tespitlerde bulunmuştum.

*TSK, büyük bir fedakârlıkla PKK ile mücadelesini sürdürüyor fakat burada en büyük dikkat edeceği unsur ABD’nin bölgedeki menfaatlerine yönelik yapmış olduğu sinsi planların tuzağından kendisini koruması olmalıdır.

*Türk milletinin büyük güvencesi TSK, hem ABD’nin şubesi gibi çalışan AKP’ye, hem de Ortadoğu Bölgesi’ne kanlı kaos getiren ABD’ye karşı bu manada dikkat etmelidir.

*ABD, menfaatleri için her an, her türlü duruş değişikliğine gidecek kadar tecrübeli iken, AKP’nin bu tecrübeye katkıları ortada iken, Türkiye’yi korumak için en çok hassas olması gereken TSK gözünü dört açmalıdır.


Bu ve benzeri tespitlerde, ne kadar haklı olduğumuz, son yaşanan gelişmelerden sonra ortaya çıkmıştır. ABD ve AKP arasındaki bölgesel planlar, TSK’yı zamanlama hatasına düşürüp, imaj konusunda tartışmalar başlamıştır.

ABD, AKP, Barzani, Talabani arasındaki diyalog sürecinde ortaya çıkan gizli yahut açık anlaşmalara denk gelen bir süreçte, TSK’nın apar-topar ve ABD Başkanı Bush’un zekâsına yakışır ukalalıkta “Kürdistan’dan çıkın” demesi üzerine çekilmesi tartışmaları alevlendirmiştir. ABD’nin bu tavrına AKP’nin boyun eğmesi ve susması da, TSK’nın geri çekilmesi tartışmalarını, TSK üzerine havale etmektedir.

AKP işine geldiğinde “Genelkurmay Başbakanlığa bağlı kurumdur” işine gelmediğinde “Kendileri karar vermiştir” demektedir. AKP, her konuda da siyasi karakterine uygun davranışlar içinde, kurnazlıklar göstermektedir.

TSK’nın geri çekilmesinde, ABD’nin Türkiye üzerinde oluşturduğu baskı, ABD’nin emir kulu AKP’den değil, TSK’dan sorulmaktadır.

Operasyonlar öncesindeki ve sonrasındaki gelişmelere çok dikkatli bakmak lazımdır. ABD ve AKP arasında uyum, TSK’nın imajını zedelemeye dönük hamleler içermektedir. TSK üst düzey yöneticileri, bu konuda dikkatli olmalıdır.

Karşımızda bugüne kadar PKK’yı ve onları himaye eden Barzani-Talabani’yi korumuş bir ABD ve ona uyum sağlamada her türlü siyasi hüneri gösteren AKP vardır.

AKP, içine düştüğü acizliği, TSK’nın kurumsal kimliğini kullanarak kapatmaya çalışmaktadır.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında “Sayın Başbakan’ın sonradan giriştiği tevil çabaları ve kamuoyunu yatıştırmak için başlattığı yönlendirme kampanyaları, bu acı gerçeği değiştiremeyecek, AKP hükümetini devletin itibarının aşınmasına ve inandırıcılığının sorgulanmasına yol açma vebalinden kurtarmaya yetmeyecektir.” Şeklinde yapmış olduğu tespitler, burada öncelikli sorumluluğun AKP’nin olduğu göstermektedir.

TSK’nın operasyonlar konusunda üzerine düşeni başarı ile yapmış olması, ABD-AKP arasındaki emir-komuta zincirini kapatmaya yetmemektedir.

Bu manada ABD ve AKP ilişkilerini kendi boyutunda incelemek,olayların arka planını daha net görmemizi sağlamaktadır.

İşgal ettiği Irak’ta bir Kürdistan peydahlamaya çalışan ABD karşımızda bulunmaktadır. AKP aracılığı ile ABD’ye güvenmek, Türkiye’ye yapılan en büyük ihanettir. Bu ihaneti herkesin görmesi gerekmektedir.

ABD, AKP, Barzani ve Talabani arasındaki birliktelik sürdüğü müddetçe, PKK Türkiye’ye karşı bela olmayı sürdürecektir.

Operasyona ABD izin verdi, operasyonu küstahça “bitirin” diyende ABD olmuştur. Bütün tartışmalar, güvensizlikler, imalar hep bu yüzden çıkmaktadır.

ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisi, o etkisi emir kabul eden siyasiler olduğu sürece bu tartışmaların bitmesi mümkün değildir.

Türkiye kendini korumak ve başındaki belalara yönelik köklü çözüm için operasyon yapıyor, ABD bunu engelliyor… Sözde stratejik ortağın, sözde müttefikin gerçek yüzü budur. Bu yüze hizmeti misyon edinmiş AKP, kimseyi aldatmamalıdır.

ABD, AKP’nin gerçek yüzü ve gerçek kimliği operasyonların durdurulması noktasında bir kez daha anlaşılmıştır. TSK’nın üst düzey yöneticileri, ABD ve AKP arasındaki hücre birlikteliğinden kendini özenle korumalıdır.

ABD-AKP arasındaki anlaşmalar, Türkiye’yi bataklığa sürüklemektedir. Herkes bu durumu görmeli ve konumunu ona göre ayarlamalıdır.

ABD’ye güvenmek hata, AKP ile hareket etmek ise Türkiye’ye bela açmaktadır…

ABD-AKP İŞBİRLİĞİ TIKIR TIKIR İŞLİYOR

11 Eylül saldırılarından sonra, ”terörle mücadele ediyorum” bahanesi ile Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek dünyayı kana bulayan, milyonlarca masum insanın ölümüne sebebiyet veren ve halen de işgal edeceği ülkelere yoğunlaşan çağımızın küresel vampiri ABD Başkanı Bush’un, Türkiye’nin PKK’ya yönelik sınırötesi harekâtı için “Türkiye, Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıksın” talimatını emir olarak algılayan AKP iktidarı, doğal olarak çok etkilenmiş olmalı ki, operasyonun durdurulması konusunda, bütün sorumluluğu Türk Silahlı Kuvvetlerine yıkma kurnazlığı peşinde hareket ederek,”siz Türkiye’nin kendini koruma refleksine ambargo koyamazsınız” diyemedi..

Hem nasıl diyecek,zaten operasyon onayı ve sınırı ABD vermedi mi?

ABD’nin bölgedeki uydusu gibi hareket eden AKP’nin iktidarında biz bu manzaraya kesinlikle şaşırmadık, kesinlikle ortada tezat görülecek bir durum yoktur.

Fakat, ABD Başkanı Bush’un “Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıkın” talimatını Türk Milleti iyi anlamalıdır.

Bu sözler, Türkiye’ye operasyon izni verdiği söylenen, Türkiye’nin yapacağı operasyonlarda “anlık istihbarat” verdiği söylenen ABD’nin en yetkilisi tarafından söylenmektedir. “Kürdistan” tanımında bulunmak bile tek başına Türkiye’nin varlığına yönelik düşmanca bir tutumun göstergesidir.

Bu tanımı PKK kullanıyor, DTP kullanıyor, Barzani kullanıyor, Talabani kullanıyor, Rice kullanıyor, Bush kullanıyor ve nihayetinde “Irak ve Kürdistan’dan gelen bilgiler bizi memnun ediyor” ifadesi ile 7 Mart 2002 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan kullanmıştır. İsimlerini saydığımız bu kişilerin tamamı Büyük Ortadoğu Projesi’nde rol sahibi olan kişilerdir.

BOP’un patronu “Kürdistan’dan çıkın” diyor… Ve BOP’un Eşbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Ordusu’nu bu talimat sonrası, Irak’ın kuzeyinden geri çekiyor ya da bu talimat sonrası Türkiye’nin bağımsız oluşunun duruşunu sergilemiyor.

AKP, ortada olan bu gerçeğe rağmen, bu geri çekilmeyi tamamen TSK’nın üzerine yıkmış görünmektedir. ABD’den gelen talimatlar üzerine, AKP’nin başka bir şekilde davranmasının mümkün olmadığı, herkesçe bilinmektedir.

Her şeyden önce, PKK’ya yönelik ABD ve AKP’nin ilk operasyon kararı almasında şüpheler doruğa çıkmıştı. Çünkü AKP ve ABD, PKK’ya yönelik Sınırötesi operasyona şiddetle karşı çıkıyorlardı.

MHP’nin PKK’ya yönelik operasyon yapılması için oluşturduğu baskı ve kararlılık, ABD ve AKP’nin PKK konusunda stratejik değişikliğe gitmesine neden olmuştu.

İşte bu yüzden, TSK’nın isteğinden de bir hayli geç olarak, göstermelik bir operasyon kararı alınmasının süreci başlatılmıştı.

Hatırlayın bundan yaklaşık iki ay önce AKP’nin görüşlerini manşete taşıyan medya kuruluşları şunları söylüyordu:

"OYUNA gelmeyelim."
"Bizi bataklığa çekmeye çalışıyorlar."
"İkinci Sarıkamış faciası olur!"
"Harekát fayda sağlamaz."
"Hukuka göre, işgalci oluruz."
"Dağı taşı bombalamak manasız."
"MHP savaş kışkırtıcılığı yapıyor."
"Harekát istemeleri bahane, asıl amaç, AK Parti'yi yıpratmak."
"Sınır ötesine karşıyım, çünkü daha önce defalarca yaptık, sonuç alamadık."
"Askeri müdahale başarısız olur."
"İçerdeki teröristler bitti mi ki, Kuzey Irak'takilerle uğraşma safahatına gelinecek?"
"Demokrasimize gölge düşürür."
"AB'ye karşı zorda kalırız."
"Aksine, PKK güçlenir."


Bu şekilde manşet olan düşünceleri, Recep Tayyip Erdoğan ve birçok AKP’li yetkili defalarca dile getiriyordu. ABD’li yetkililer de, AKP’nin bu çizgisine yönelik açıklamalarda bulunup, operasyona karşı olduklarını vurguluyordu.

ABD-AKP işbirliği, Türkiye’de PKK’dan dolayı kendilerine yöneltilen suçlamaları dindirmek ve Türk milletinin tabiri caizse gazını almak için PKK’ya sınırlı ve PKK’nın dağlardan çekildiği bir dönemde operasyon izni vererek,gaz alma hedeflerine kısmen ulaşmışlardı.

Tabi yukarıda sıraladığımız manşetleri atan AKP çizgisindeki yayın organlarının manşetleri de değişmişti.

O manşetler de şöyle olmuştu:

"Hainlere ağır darbe."
"İnleri yerle bir edildi."
"Kaçacak delik arıyorlar."
"Tam isabet."
"Harika zamanlama."
"Ayak izlerini bile görüyoruz."
"AK Parti'nin başarısı."
"ABD-AB arkamızda..."
"Gurur duyuyoruz."
"İftihar ediyorum."
"Göğsüm kabardı."


Medyanın manşetleri bu şekilde değişirken, şehitlerimize “kelle”, Bebek katiline “Sayın Öcalan” diyen Recep Tayyip Erdoğan, operasyonlardan kendine kahramanlık gömleği çıkarmaya çalışarak, partisinin grup toplantılarında ”Mehmedim ve Şehitler” üzerine şiirler okuyor, büyük ihtimal para ile grup salonlarında topladıkları gençlere “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” sloganları attırıyorlardı.

Türkiye’nin başında AKP iktidarı varken, BOP Eşbaşkanlığı sıfatı taşıyan zat-ı muhterem bu ülkede Başbakanlık yaparken, ne ABD’nin Türkiye üzerindeki dayatmaları biter, ne de PKK gibi örgütler köklü olarak temizlenir.

Türk Ordusu, ABD ve AKP’nin çizdiği sınırları zorlayarak üzerine düşen sorumluluğu büyük fedakârlıkla yerine getirmiştir. Kış ayının ağır şartlarına rağmen, PKK’ya yönelik temizliğini kısmen yapmaya çalışmıştır. Türk Ordusunu yıpratacak her türlü tartışmadan uzak durarak, operasyonların başlangıç ve bitiş noktasını siyasi irade üzerinden değerlendirmek daha doğru olacaktır.

“Operasyonları ben başlattım” havaları atan AKP, operasyonun apar-topar bitirilmesini de “TSK’nın sorumluluğundadır” diye, TSK’nın üzerine yıkmaya çalışmaktadırlar.

ABD Başkanı Bush’un “Türkiye, Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıksın” ve ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in “Türklerin operasyonu olabildiğince kısa yapmaları ve Irak'tan çıkmaları çok önemli. Benim kısa operasyon anlayışım ise, sürenin günlerle ölçülmesini, aylarla ifade edilemeyeceğini, bir ya da iki hafta olmasını içeriyor" ifadesi üzerine gerçekleşen geri çekilme, şüphelerle başlayan operasyonu, tamamen gölgelemiştir.

Geri çekilmeden önce, Türkiye tarafından yapılan açıklamalar ışığında gelişmeleri değerlendirdiğimizde, soru işaretleri çoğalmaktadır.

Bush’un ve diğerlerinin ukalaca sözleri sonrası, bunun gerçekleşmesinin hesabını AKP bir an önce vermelidir.

ABD’nin ipi ile inilen kuyu ancak böyle olur. Hele o ipi, kuyuya AKP sallıyorsa, Türkiye’nin düşeceği durumu varın siz düşünün… Operasyonlara yönelik ABD’nin tepkisi, AKP’nin uyguladığı politika gözler önündedir.

Asıl bundan sonra yaşanacaklar çok önemlidir. ABD’nin Kürdistan olarak gördüğü Irak’ın kuzeyine yönelik resmiyet kazandırma dayatmaları, bundan sonra daha çok artacaktır.

ABD ve AKP’nin müdahil olduğu konularda, şüphelenmeyecek bir zekâ tanıyan var mı?