Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÜLKÜCÜ HAREKET

Yazılar

ABD’YE GÜVENME, AKP İLE HAREKET ETME…

TSK’nın Irak’ın Kuzeyinde operasyonları sürerken, “Bela Temizlerken, Başımıza Bela Almayalım” başlıklı bir yazı yazmış ve o yazı içerisinde şu tespitlerde bulunmuştum.

*TSK, büyük bir fedakârlıkla PKK ile mücadelesini sürdürüyor fakat burada en büyük dikkat edeceği unsur ABD’nin bölgedeki menfaatlerine yönelik yapmış olduğu sinsi planların tuzağından kendisini koruması olmalıdır.

*Türk milletinin büyük güvencesi TSK, hem ABD’nin şubesi gibi çalışan AKP’ye, hem de Ortadoğu Bölgesi’ne kanlı kaos getiren ABD’ye karşı bu manada dikkat etmelidir.

*ABD, menfaatleri için her an, her türlü duruş değişikliğine gidecek kadar tecrübeli iken, AKP’nin bu tecrübeye katkıları ortada iken, Türkiye’yi korumak için en çok hassas olması gereken TSK gözünü dört açmalıdır.


Bu ve benzeri tespitlerde, ne kadar haklı olduğumuz, son yaşanan gelişmelerden sonra ortaya çıkmıştır. ABD ve AKP arasındaki bölgesel planlar, TSK’yı zamanlama hatasına düşürüp, imaj konusunda tartışmalar başlamıştır.

ABD, AKP, Barzani, Talabani arasındaki diyalog sürecinde ortaya çıkan gizli yahut açık anlaşmalara denk gelen bir süreçte, TSK’nın apar-topar ve ABD Başkanı Bush’un zekâsına yakışır ukalalıkta “Kürdistan’dan çıkın” demesi üzerine çekilmesi tartışmaları alevlendirmiştir. ABD’nin bu tavrına AKP’nin boyun eğmesi ve susması da, TSK’nın geri çekilmesi tartışmalarını, TSK üzerine havale etmektedir.

AKP işine geldiğinde “Genelkurmay Başbakanlığa bağlı kurumdur” işine gelmediğinde “Kendileri karar vermiştir” demektedir. AKP, her konuda da siyasi karakterine uygun davranışlar içinde, kurnazlıklar göstermektedir.

TSK’nın geri çekilmesinde, ABD’nin Türkiye üzerinde oluşturduğu baskı, ABD’nin emir kulu AKP’den değil, TSK’dan sorulmaktadır.

Operasyonlar öncesindeki ve sonrasındaki gelişmelere çok dikkatli bakmak lazımdır. ABD ve AKP arasında uyum, TSK’nın imajını zedelemeye dönük hamleler içermektedir. TSK üst düzey yöneticileri, bu konuda dikkatli olmalıdır.

Karşımızda bugüne kadar PKK’yı ve onları himaye eden Barzani-Talabani’yi korumuş bir ABD ve ona uyum sağlamada her türlü siyasi hüneri gösteren AKP vardır.

AKP, içine düştüğü acizliği, TSK’nın kurumsal kimliğini kullanarak kapatmaya çalışmaktadır.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında “Sayın Başbakan’ın sonradan giriştiği tevil çabaları ve kamuoyunu yatıştırmak için başlattığı yönlendirme kampanyaları, bu acı gerçeği değiştiremeyecek, AKP hükümetini devletin itibarının aşınmasına ve inandırıcılığının sorgulanmasına yol açma vebalinden kurtarmaya yetmeyecektir.” Şeklinde yapmış olduğu tespitler, burada öncelikli sorumluluğun AKP’nin olduğu göstermektedir.

TSK’nın operasyonlar konusunda üzerine düşeni başarı ile yapmış olması, ABD-AKP arasındaki emir-komuta zincirini kapatmaya yetmemektedir.

Bu manada ABD ve AKP ilişkilerini kendi boyutunda incelemek,olayların arka planını daha net görmemizi sağlamaktadır.

İşgal ettiği Irak’ta bir Kürdistan peydahlamaya çalışan ABD karşımızda bulunmaktadır. AKP aracılığı ile ABD’ye güvenmek, Türkiye’ye yapılan en büyük ihanettir. Bu ihaneti herkesin görmesi gerekmektedir.

ABD, AKP, Barzani ve Talabani arasındaki birliktelik sürdüğü müddetçe, PKK Türkiye’ye karşı bela olmayı sürdürecektir.

Operasyona ABD izin verdi, operasyonu küstahça “bitirin” diyende ABD olmuştur. Bütün tartışmalar, güvensizlikler, imalar hep bu yüzden çıkmaktadır.

ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisi, o etkisi emir kabul eden siyasiler olduğu sürece bu tartışmaların bitmesi mümkün değildir.

Türkiye kendini korumak ve başındaki belalara yönelik köklü çözüm için operasyon yapıyor, ABD bunu engelliyor… Sözde stratejik ortağın, sözde müttefikin gerçek yüzü budur. Bu yüze hizmeti misyon edinmiş AKP, kimseyi aldatmamalıdır.

ABD, AKP’nin gerçek yüzü ve gerçek kimliği operasyonların durdurulması noktasında bir kez daha anlaşılmıştır. TSK’nın üst düzey yöneticileri, ABD ve AKP arasındaki hücre birlikteliğinden kendini özenle korumalıdır.

ABD-AKP arasındaki anlaşmalar, Türkiye’yi bataklığa sürüklemektedir. Herkes bu durumu görmeli ve konumunu ona göre ayarlamalıdır.

ABD’ye güvenmek hata, AKP ile hareket etmek ise Türkiye’ye bela açmaktadır…

ABD-AKP İŞBİRLİĞİ TIKIR TIKIR İŞLİYOR

11 Eylül saldırılarından sonra, ”terörle mücadele ediyorum” bahanesi ile Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek dünyayı kana bulayan, milyonlarca masum insanın ölümüne sebebiyet veren ve halen de işgal edeceği ülkelere yoğunlaşan çağımızın küresel vampiri ABD Başkanı Bush’un, Türkiye’nin PKK’ya yönelik sınırötesi harekâtı için “Türkiye, Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıksın” talimatını emir olarak algılayan AKP iktidarı, doğal olarak çok etkilenmiş olmalı ki, operasyonun durdurulması konusunda, bütün sorumluluğu Türk Silahlı Kuvvetlerine yıkma kurnazlığı peşinde hareket ederek,”siz Türkiye’nin kendini koruma refleksine ambargo koyamazsınız” diyemedi..

Hem nasıl diyecek,zaten operasyon onayı ve sınırı ABD vermedi mi?

ABD’nin bölgedeki uydusu gibi hareket eden AKP’nin iktidarında biz bu manzaraya kesinlikle şaşırmadık, kesinlikle ortada tezat görülecek bir durum yoktur.

Fakat, ABD Başkanı Bush’un “Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıkın” talimatını Türk Milleti iyi anlamalıdır.

Bu sözler, Türkiye’ye operasyon izni verdiği söylenen, Türkiye’nin yapacağı operasyonlarda “anlık istihbarat” verdiği söylenen ABD’nin en yetkilisi tarafından söylenmektedir. “Kürdistan” tanımında bulunmak bile tek başına Türkiye’nin varlığına yönelik düşmanca bir tutumun göstergesidir.

Bu tanımı PKK kullanıyor, DTP kullanıyor, Barzani kullanıyor, Talabani kullanıyor, Rice kullanıyor, Bush kullanıyor ve nihayetinde “Irak ve Kürdistan’dan gelen bilgiler bizi memnun ediyor” ifadesi ile 7 Mart 2002 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan kullanmıştır. İsimlerini saydığımız bu kişilerin tamamı Büyük Ortadoğu Projesi’nde rol sahibi olan kişilerdir.

BOP’un patronu “Kürdistan’dan çıkın” diyor… Ve BOP’un Eşbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Ordusu’nu bu talimat sonrası, Irak’ın kuzeyinden geri çekiyor ya da bu talimat sonrası Türkiye’nin bağımsız oluşunun duruşunu sergilemiyor.

AKP, ortada olan bu gerçeğe rağmen, bu geri çekilmeyi tamamen TSK’nın üzerine yıkmış görünmektedir. ABD’den gelen talimatlar üzerine, AKP’nin başka bir şekilde davranmasının mümkün olmadığı, herkesçe bilinmektedir.

Her şeyden önce, PKK’ya yönelik ABD ve AKP’nin ilk operasyon kararı almasında şüpheler doruğa çıkmıştı. Çünkü AKP ve ABD, PKK’ya yönelik Sınırötesi operasyona şiddetle karşı çıkıyorlardı.

MHP’nin PKK’ya yönelik operasyon yapılması için oluşturduğu baskı ve kararlılık, ABD ve AKP’nin PKK konusunda stratejik değişikliğe gitmesine neden olmuştu.

İşte bu yüzden, TSK’nın isteğinden de bir hayli geç olarak, göstermelik bir operasyon kararı alınmasının süreci başlatılmıştı.

Hatırlayın bundan yaklaşık iki ay önce AKP’nin görüşlerini manşete taşıyan medya kuruluşları şunları söylüyordu:

"OYUNA gelmeyelim."
"Bizi bataklığa çekmeye çalışıyorlar."
"İkinci Sarıkamış faciası olur!"
"Harekát fayda sağlamaz."
"Hukuka göre, işgalci oluruz."
"Dağı taşı bombalamak manasız."
"MHP savaş kışkırtıcılığı yapıyor."
"Harekát istemeleri bahane, asıl amaç, AK Parti'yi yıpratmak."
"Sınır ötesine karşıyım, çünkü daha önce defalarca yaptık, sonuç alamadık."
"Askeri müdahale başarısız olur."
"İçerdeki teröristler bitti mi ki, Kuzey Irak'takilerle uğraşma safahatına gelinecek?"
"Demokrasimize gölge düşürür."
"AB'ye karşı zorda kalırız."
"Aksine, PKK güçlenir."


Bu şekilde manşet olan düşünceleri, Recep Tayyip Erdoğan ve birçok AKP’li yetkili defalarca dile getiriyordu. ABD’li yetkililer de, AKP’nin bu çizgisine yönelik açıklamalarda bulunup, operasyona karşı olduklarını vurguluyordu.

ABD-AKP işbirliği, Türkiye’de PKK’dan dolayı kendilerine yöneltilen suçlamaları dindirmek ve Türk milletinin tabiri caizse gazını almak için PKK’ya sınırlı ve PKK’nın dağlardan çekildiği bir dönemde operasyon izni vererek,gaz alma hedeflerine kısmen ulaşmışlardı.

Tabi yukarıda sıraladığımız manşetleri atan AKP çizgisindeki yayın organlarının manşetleri de değişmişti.

O manşetler de şöyle olmuştu:

"Hainlere ağır darbe."
"İnleri yerle bir edildi."
"Kaçacak delik arıyorlar."
"Tam isabet."
"Harika zamanlama."
"Ayak izlerini bile görüyoruz."
"AK Parti'nin başarısı."
"ABD-AB arkamızda..."
"Gurur duyuyoruz."
"İftihar ediyorum."
"Göğsüm kabardı."


Medyanın manşetleri bu şekilde değişirken, şehitlerimize “kelle”, Bebek katiline “Sayın Öcalan” diyen Recep Tayyip Erdoğan, operasyonlardan kendine kahramanlık gömleği çıkarmaya çalışarak, partisinin grup toplantılarında ”Mehmedim ve Şehitler” üzerine şiirler okuyor, büyük ihtimal para ile grup salonlarında topladıkları gençlere “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” sloganları attırıyorlardı.

Türkiye’nin başında AKP iktidarı varken, BOP Eşbaşkanlığı sıfatı taşıyan zat-ı muhterem bu ülkede Başbakanlık yaparken, ne ABD’nin Türkiye üzerindeki dayatmaları biter, ne de PKK gibi örgütler köklü olarak temizlenir.

Türk Ordusu, ABD ve AKP’nin çizdiği sınırları zorlayarak üzerine düşen sorumluluğu büyük fedakârlıkla yerine getirmiştir. Kış ayının ağır şartlarına rağmen, PKK’ya yönelik temizliğini kısmen yapmaya çalışmıştır. Türk Ordusunu yıpratacak her türlü tartışmadan uzak durarak, operasyonların başlangıç ve bitiş noktasını siyasi irade üzerinden değerlendirmek daha doğru olacaktır.

“Operasyonları ben başlattım” havaları atan AKP, operasyonun apar-topar bitirilmesini de “TSK’nın sorumluluğundadır” diye, TSK’nın üzerine yıkmaya çalışmaktadırlar.

ABD Başkanı Bush’un “Türkiye, Kürdistan’dan mümkün olduğu kadar çabuk çıksın” ve ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in “Türklerin operasyonu olabildiğince kısa yapmaları ve Irak'tan çıkmaları çok önemli. Benim kısa operasyon anlayışım ise, sürenin günlerle ölçülmesini, aylarla ifade edilemeyeceğini, bir ya da iki hafta olmasını içeriyor" ifadesi üzerine gerçekleşen geri çekilme, şüphelerle başlayan operasyonu, tamamen gölgelemiştir.

Geri çekilmeden önce, Türkiye tarafından yapılan açıklamalar ışığında gelişmeleri değerlendirdiğimizde, soru işaretleri çoğalmaktadır.

Bush’un ve diğerlerinin ukalaca sözleri sonrası, bunun gerçekleşmesinin hesabını AKP bir an önce vermelidir.

ABD’nin ipi ile inilen kuyu ancak böyle olur. Hele o ipi, kuyuya AKP sallıyorsa, Türkiye’nin düşeceği durumu varın siz düşünün… Operasyonlara yönelik ABD’nin tepkisi, AKP’nin uyguladığı politika gözler önündedir.

Asıl bundan sonra yaşanacaklar çok önemlidir. ABD’nin Kürdistan olarak gördüğü Irak’ın kuzeyine yönelik resmiyet kazandırma dayatmaları, bundan sonra daha çok artacaktır.

ABD ve AKP’nin müdahil olduğu konularda, şüphelenmeyecek bir zekâ tanıyan var mı?

EMİR ALMAZLAR(MIŞ) !

Recep Tayyip Erdoğan, Irak'ın kuzeyinde PKK'ya yönelik operasyon yapan TSK'nın birliklerini geri çekmesi üzerine hükümete yönelik eleştirilere cevap verirken "Bu iktidar kimseden emir almaz. Kimin kimler karşısında el pençe durduğunu iyi biliriz" cümlelerini kullanmış…

Şuan Türkiye'de yaygın bir şekilde tartışılan ABD'nin AKP hükümeti üzerindeki gölgesidir. Operasyonların başlangıcında da, bitişinde de hep bu gölge tartışılmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan da "Bu iktidar kimseden emir almadı, almaz" gibi naraları bu yüzden atıyor… Bu ülkede, bu naralara inanacak bir tane milli duyarlılığa sahip kişi gösterebilir misiniz?

AKP iktidarı, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne taşeronluk yapacak ve bu projede Türkiye'yi kullandıracak ama "Bu iktidar kimseden emir almadı, almaz" sözleri ile Türk Milleti kandırılmaya çalışılacak?

Recep Tayyip Erdoğan, "BOP Eşbaşkanı" sıfatı taşırken, "biz kimseden emir almayız" sözlerinin hiçbir hükmü yoktur.

AKP Ankara Gençlik Kolları Kongresi'nde maddi araç ve kaynaklarla topladığı gençlere bu nutuklar belki etkili olur ama yaşanmış tarihi gerçekleri nasıl değiştireceksiniz?

PKK'ya yönelik sınırötesi operasyona yaklaşık iki ay önce ABD karşı çıkarken AKP de karşı çıkıyordu. Ne olduysa, 5 Kasım Bush-Erdoğan buluşmasından sonra "anlık istihbarat" adı altında, ABD sınırötesi operasyona sınırlı ışık yaktı, AKP de ondan sonra harekete geçti. Ve şimdi ABD, TSK'nın başarı ile sürdürdüğü operasyonun bitirilmesini istedi…

AKP ise şimdi yine ABD'nin talimatları gölgesinde siyasi atmosfer yaratmaya çalışıyor.

Tartışılması gereken, TSK'nın bir gün önce, bir gün sonra çekilmiş olması değil, ABD'nin AKP üzerindeki etkisi olmalıdır.

TSK, kış ayının en çetin şartlarına rağmen, PKK'ya yönelik temizliğini yapmıştır. Fakat bu temizlik, Irak işgalcisi ABD'yi rahatsız etmiştir.

ABD, işgal ettiği topraklarda göstermelik sınır ötesi operasyon izni vermiştir. Türk Ordusu da, gerçek temizlik yaparak, küresel çetenin rahatsızlıklarını tamamen açığa çıkarmıştır.

Türk Ordusu, "Kürdistan kuracağız" diyen PKK'yı dağ-taş demeden temizliyor, ABD Başkanı Bush da "Kürdistan'dan çıkın" talimatı veriyor…

AKP iktidarı bu talimat karşısında, boyun eğmekten başka ne yapmıştır? Hiç birşey…

Karşısına topladığı şuursuz gençlere "Bu iktidar kimseden emir almadı, almaz" nutukları atan Recep Tayyip Erdoğan, BOP'daki patronu Bush'a niye haddini bildirmedi, o zaman?

TSK'nın geri çekilmesi, teknik ve taktik sebeplerdir, Genelkurmay Başkanı bu şekilde ifade ediyor… Tamam, buna inanıyor ve güveniyoruz…

Fakat, ABD-AKP arasındaki emir-komuta zincirini hiç kimse inkâr edemez, bu konuda bir aklama yapması mümkün değildir.

Sınırötesi operasyonlar başlamadan önce ABD-AKP arasında yaşanan diyaloglar halen herkesin hafızasındadır.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçen sene Nisan ayında "Kuzey Irak'a operasyon yapılmalı, fayda sağlar. Operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım" çağrılarında bulunduğunda, ABD ve AKP buna karşı çıkmıştı. Ve hatta şuan Başkomutanlık makamında oturan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, o zaman Dışişleri Bakanı iken operasyonlara karşı çıkmıştı.

Ondan sonraki süreçte AKP iktidarı sürekli, ABD'nin talimatları ölçüsünde karşı çıkmayı sürdürdü. BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım'da ABD'ye gitmesi ile hem ABD'nin, hem AKP'nin tavrı değişti. Bu tavır değişikliğini Avrupa basını "Kürdistan'ın tanınması ve PKK af çıkarılması" şeklinde bir anlaşma yapıldığı şeklinde duyurdu. AKP iktidarı bunu da her zaman yaptığı gibi yalanlasa da, iktidarları sürecinde ortaya koydukları siyasi adımlar ortadadır.

ABD'den izin alınarak başlatılan Sınırötesi operasyon, ABD'nin talimatı sonrası, başlayan tartışmalarla iyice gölgelenmiştir.

BOP'un taşeronu AKP'nin "biz kimseden emir almayız" sözleri, her zaman olduğu gibi havada kalan sözlerdir. İnandırıcılığı, güvenirliliği olmayan sözlerdir.

Recep Tayyip Erdoğan, BOP Eşbaşkanlığı görevinden istifa etsin, ondan sonra "biz kimseden emir almayız" nutukları atsın… O zaman daha inandırıcı olacaktır.

Hiç kimse ABD-AKP arasındaki ilişkiden dolayı, TSK'yı yıpratmamalıdır. AKP'nin ABD ile olan ilişkileri ışığında yaşananları görüp, sonuçları ona göre değerlendirmemiz lazımdır. Kim kimden emir alıyor, işte o zaman daha net görülecektir…

Bir yandan "BOP eşbaşkanıyım ben, bu görevi yapıyoruz biz..." diyeceksin, sonra da kalkıp "kimseden emir almayız" diyeceksin. Sana kim inanır ki, Millet inansın?

Paçacı: Yalçın Doğan yalan yazıyor

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, dün Hürriyet Gazetesi'nde yer alan ve MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli'yi hedef alan Yalçın Doğan'ın yazısının hayasızca bir iftira olduğunu söyledi.

"MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin bugüne kadar hiçbir Genelkurmay Başkanı ile görüşmek için randevu istemediğini söyleyen Paçacı, Bu iddia üzerine bu konuda resmi bilgi verilmesi amacıyla Genelkurmay Başkanlığına resmi başvuruda bulunulmuştur. Genelkurmay Başkanlığı'ndan alınacak cevap kamuoyuna duyurulacaktır" dedi.

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, Hürriyet gazetesinde yayınlanan köşe yazarı Yalçın Doğan'ın MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'tan randevu istediği ve Büyükanıt'ın randevu vermediği iddiasının hayasız bir yalan olduğunu söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreteri Cihan PAÇACI, dün Hürriyet Gazetesi'nde yer alan ve MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli'yi hedef alan yazısı hakkında yazılı basın açıklaması yaptı.

Paçacı aşıklamasında şunları söyledi:

"6 Mart 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan köşe yazarı Yalçın Doğan'ın " Fırtına gemisinden vazgeçmek yok " başlıklı yazısında Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Genel Kurmay Başkanı Sayın Orgeneral Yaşar Büyükanıt'tan randevu istediği, Büyükanıt'ın randevu vermediği iddiası yer almıştır.

Bu iddia hayasız bir yalandır.

Genel Başkanımız bugüne kadar hiçbir Genelkurmay Başkanı ile görüşmek için randevu istememiştir.

Bu iddia üzerine bu konuda resmi bilgi verilmesi amacıyla Genelkurmay Başkanlığına resmi başvuruda bulunulmuştur.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan alınacak cevap kamuoyuna duyurulacaktır.

Şeref ve haysiyet duygusundan asgari nasibini almış insanların başvurmayacakları bu yalanların sahiplerinin amaç ve niyetleri tarafımızdan esasen bilinmektedir.

Türk kamuoyu bu müfterilerin karanlık hesaplarını ve hüviyetlerini bu vesileyle bir kere daha görecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur."  

Rektör Mustafa Akaydın PKK'ya Tahammül Var Türbana Yok

untitled

Kanunda belirtilen görevleri dışında bir gündemle bir araya gelerek YÖK Başkanı'nı istifaya çağıran Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın'ın yaklaşık bir ay önce bir televizyon programında, üniversitelerde terör örgütünün siyasi simgelerinin kullanılmasına müsamahayla yaklaşılması gerektiği yönünde açıklama yaptığı ortaya çıktı.

Akaydın, bir ay önce Kanaltürk'teki Ceviz Kabuğu programına katıldı. Başörtüsünün siyasi simge olduğunu savunarak üniversitede yer alamayacağını iddia eden Akaydın'ın, sunucu Hulki Cevizoğlu'nun "Gittiğiniz üniversitelerden birtanesinde PKK sembolü asılıydı. Öğrenci kılığındaki bazı kişilerin de bunu sergilediği yönündeki bilgiler basında da haber olmuştu." sözlerine cevabı ilginçti:

"Bazı şeyleri görmezden gelmek, hoşgörülü davranmak, sıkıntı yaratmadığı takdirde tahammül etmek zorundasınız. Yani, sarı, kırmızı, yeşil renkler kışkırtmak için kullanılıyordur; ama biraz tahammül edebilirsiniz buna."

Akaydın'ın sözleri salondaki konukları da şaşırtıyor. Cevizoğlu, "Sözleriniz çok tartışılacak." derken, rektör bir süre sonra ne söylediğinin farkına varıp durumu toparlamaya çalışıyor: "Galatasaray yeşil sahada sarı-kırmızı renklerle görünüyor diye Galatasaray'a tepki mi göstermem lazım?"

Stüdyodaki anayasa yorumcusu Sabih Kanadoğlu, rektörün sözlerini düzeltme ihtiyacı duyarak devreye giriyor. Ancak Kanadoğlu'nun açıklaması da rektörünki kadar ilginç.

“Tesadüfen sarı kırmızı renkler biraya geldiyse bunu büyütmemek lazım.”

Rektör Akaydın'ın, üniversitelerde terör örgütünün siyasal zemin bulmasına yönelik faaliyetleriyle ilgili bütün Türkiye'yi çok üzecek bu sözleri kayıtlara geçiyor.

“Hoşgörülü olmak lazım. Sıkıntı yaratmayacaksa görmemek lazım. Sarı kırmızı renkler kışkırtmak için kullanılıyorsa bunu da biraz görmemek lazım."..

Bela Temizlerken, Başımıza Bela Almayalım

Aylardır hava operasyonunu sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri, kış aylarının en ağır şartlarında kara harekâtına başladı.

TSK, büyük bir fedakârlıkla PKK ile mücadelesini sürdürüyor fakat burada en büyük dikkat edeceği unsur ABD'nin bölgedeki menfaatlerine yönelik yapmış olduğu sinsi planların tuzağından kendisini koruması olmalıdır.

İki ay öncesine kadar, PKK'yı her manada destekleyen ABD, Türkiye'de toplumun bütün kesimlerinden oluşan AKP'ye baskı yüzünden, PKK'ya yönelik strateji değişikliğine gitti. ABD'nin PKK konusunda strateji değişikliğine gitmesi yüzünden, AKP'nin duruşunu da ona göre değişmiştir. İki ay öncesine kadar, PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyonlara karşı çıkan AKP, bugün ABD ile aynı üslupla yorumlar yapmaya başlamıştır. Biz, sicili ortada olan AKP ve ABD'nin bu üslubundan şüphelenmekteyiz.

ABD, PKK'yı tasfiye ediyor görüntüsünün ardında, PKK'nın bir kolu olan PJAK'a yönelik bir alan açma çalışması yapmaktadır.

ABD'nin İran'la olan hesaplaşması için PKK'nın bir kolu olan PJAK, ABD tarafından güçlendirilerek, bu hesaplaşma için kullanılacaktır.

Türkiye'nin başında, kendini ABD'nin BOP planı için hizmete adamış hükümet varken, ABD'nin ise bu hesaplaşma için Türkiye'yi kullanma düşünceleri vardır. Bundan kimsenin şüphesi yoktur.

Bugüne kadar her manada destek çıktığı PKK'yı tasfiye ediyor görüntüsü vererek, PJAK'a açıktan destek vermesi bunun göstergesidir.

Türk milletinin büyük güvencesi TSK, hem ABD'nin şubesi gibi çalışan AKP'ye, hem de Ortadoğu Bölgesi'ne kanlı kaos getiren ABD'ye karşı bu manada dikkat etmelidir.

ABD, menfaatleri için her an, her türlü duruş değişikliğine gidecek kadar tecrübeli iken, AKP'nin bu tecrübeye katkıları ortada iken, Türkiye'yi korumak için en çok hassas olması gereken TSK gözünü dört açmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak'ın kuzeyinden başlatmış olduğu kara harekâtını, ABD'nin destekler mahiyetteki açıklamaları buradaki sinsi planın sırıtan yüzüdür.

ABD, Türkiye'nin haklı mücadelesi için değil, kendi menfaatlerine zemin oluşturabilme düşüncesi adına destekleme durumundadır.

Bunu herkes iyi idrak etmeli ve gelişen hadiseleri bunun ışığında analiz etmelidir.

İran bölgesine yönelik, ABD'nin geliştirdiği her adım, Türkiye'nin geleceğini ve ilişkilerini de ilgilendirmektedir.

Türkiye'nin tek hedefi, kendisine yönelik saldırılarda kullanılan PKK'yı kökünden temizlemek olmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı'da "PKK temizliğini yapıp, kısa bir sürede döneceğiz" açıklaması ile hassasiyetini göstermiştir.

PKK'yı bugüne kadar kucağında besleyen Barzani ve Talabani'de, TSK'nın bu operasyonunda, olması gereken hizaya getirilmelidir.

Bunun dışında, ABD'nin bulaştırmaya çalışacağı her tezgâh karşısında, Türkiye'yi koruması gerekenler, milli refleksini canlı tutmalıdır.

TSK'nın şanlı mücadelesini, Türk milletinin tamamı desteklemektedir.

Türk milleti, yıllardır kendisine acılar yaşatan PKK'nın kökünün kazınması için, her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır. Ordu-millet bütünleşmesi, bu gibi günlerde en doruk noktasına ulaşmaktadır.

Bedel ödenerek, Türkiye'nin varlığını koruma noktasında yediden yetmiş yediye büyük bir potansiyel taşıyan Türk milleti, artık acılarının son bulması için, son bedellerin ödenmesini istemektedir.

Türkiye'yi yönetenlerden bazıları, bugüne kadar PKK ile mücadele konusunda, emperyalist güçlerinde baskısı ile PKK'ya çok tavizler vermişlerdir. AKP iktidarı da, bu taviz verenlerin ve en öne geçen icraatların sahibi olmuş bir hükümet olarak tarihe adını yazdırmıştır.

Bilinen bu gerçekler hafızalara kazınmıştır. Fakat şuan hiçbir siyasi kavga, kamplaşma, cepheleşmeye girmeden TSK'nın yapmış olduğu operasyonların yanında milletçe güç birliği yapmanın vaktidir. Mehmetçiklerimize dualarla destek çıkmanın zamanıdır.

Bölgemizde sadece PKK terörü başımıza bela değil, bölgede tezgâhlar çeviren küresel çete ve uzantıları da başımıza asıl büyük belalar açma peşindedir…

Başınızı kumdan çıkartıp baktığınızda, bunları rahatlıkla görebilirsiniz…

Aydınlık'ın Karanlık İftiralarına Cevap

Aydınlık isimli trajı-komik bir dergi var. Siyasi sicili malum Doğu Perinçek idaresinde çıkan bu dergi için en büyük malzeme Milliyetçi Hareket Partisi düşmanlığıdır. Televizyon ve dergilerindeki yayınların yüzde seksenini MHP düşmanlığı üzerinedir.

Perinçek ve ekibi ne olduysa 2000 yılının başlarında "Ulusalcı" olmaya karar verdi. Ondan önce her konuda Türkiye'nin aleyhindeki saflarda yer almayı tercih eden Perinçek ve ekibi şimdi, MHP'nin milliyetçiliğini beğenmiyor?

Doğu Perinçek için geçmişte şunu-bunu yaptı demenin zaman kaybı olduğunu biliyorum. Okuyucularımıza, sadece Perinçek'in Beka Vadisi'nde bebek katili (AB)(D)ullah Öcalan'a kırmızı gül uzatırken çekilmiş fotoğrafına bakmasını tavsiye ediyorum. Sadece o fotoğraf bile, bunları anlatmaya yetecektir.

Doğu Perinçek'in mizah dergisi Aydınlık, her hafta olduğu gibi bu hafta da saçmalayarak derlediği iftiralarla MHP'ye saldırmış… Bu kadar yalanı-dolanı bilgi diye topluma pazarlamak bir kabiliyet işidir ki Aydınlık bu kabiliyeti yüzleri kızarmadan gösterebilmektedir.

Emcet Olcaytu isimli Doğu Perinçek'in ekibinde yer alan yazar, kitabından özetlediği saçmalıkları, Aydınlık'ın son sayısında kamuoyuna sunmuş… Hayal ve yalan karışımı bilgileri, MHP'yi suçlamak için kullanan bu yazar, yazı içerisinde Ortadoğu Gazete'sinin yazarlarından MHP Kayseri eski milletvekili Seyfi Şahin'in ve benim eski yazılarımdan alıntılar yaparak, kendi iftiralarını ve suçlamalarını haklı çıkarmaya çalışmış…

Bizim, MHP'nin (AB)(D)ullah Öcalan'ın idam edilmesi konusundaki mücadelesini, kararlılığını ve süreçte yaşanan gelişmeleri anlattığımız yazıyı cımbızlayarak, art niyetli düşünceleri için kullanmıştır.

Emcet Olcaytu, yazısı içerisinde "Devlet Bahçeli'nin danışmanlarından Yıldıray Çiçek; Ortadoğu Gazetesi'nin 10 Mayıs 2005 tarihli sayısında; şunları açıklıyor:

"Abdullah Öcalan'a zerre kadar zarar verilmemesi karşılığında Türkiye'ye verildiği ve Bülent Ecevit'in paketi alır almaz yaptığı ilk açıklama "Biz parti olarak, öteden beri ölüm cezasına karşıyız" olunca yaşanacakları düşünmek de bizlere kalıyordu. Abdullah Öcalan'ın yakalandığı günlerde, ben de Kayseri Gündem Gazetesi'nde bebek katili Abdullah Öcalan'ın kurtuluşunun, bu yakalanışında gizli olduğunu vurgulamıştım" şeklinde cımbızlayarak, sanki MHP'yi suçluyormuşuz gibi hava yaratmaya çalışmıştır. Klasik Aydınlık kafası işte…

56.Azınlık hükümeti tarafından Türkiye'ye getirilmiş, MHP'nin mecliste bir tane milletvekili olmadığı 15 Şubat'ı 16 Şubat'a bağlayan gece 03.00'de İmralı'ya konmuş Abdullah Öcalan'ı zaten MHP ile ilgili kılmak için bir insanın akli dengesini yitirmiş olması lazım…Gelin isterseniz, cımbızlama kurnazlığı yaparak yazıyı kuşa çevirenlere inat, "Yakalandı mı, Kurtuldu mu?" başlıklı o yazımın tamamını bir kez daha okuyalım..

"Abdullah Öcalan'ın yakalandığı günlerde, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit "Biz parti olarak, öteden beri ölüm cezasına karşıyız." sözünü kullanmış ve ben de Kayseri Gündem Gazetesi'nde "Ha Gayret Kurtuluyorsun Apo" başlıklı bir yazı yazarak, aslında bebek katili Abdullah Öcalan'ın kurtuluşunun, bu yakalanışında gizli olduğunu vurgulamıştım. Siyasallaşma sürecine sokulmak istenen bölücü örgüt, Abdullah Öcalan'ın rahat ve huzurlu bir korunma altına alınarak daha da büyütülmesi düşüncesi bugün meyvelerini vermiş durumdadır.

Abdullah Öcalan'ın, Türkiye'ye getirildiğinde 'ABD tarafından paketlenip teslim edildiği' o günlerde dillendiriliyordu. Abdullah Öcalan'ı paket olarak alan, dönemin Başbakan'ı Ecevit; "ABD niye Apo'yu bize teslim etti, bu gün bile sebebini anlayabilmiş değilim!" diyerek, olayın ABD boyutunu tescillemişti.

Abdullah Öcalan'a zerre kadar zarar verilmemesi karşılığında Türkiye'ye verildiği ve Bülent Ecevit'in paketi alır almaz yaptığı ilk açıklama "Biz parti olarak, öteden beri ölüm cezasına karşıyız." olunca, yaşanacakları zorlanmadan düşünmek de bizlere kalıyordu.

Abdullah Öcalan, yargılanıp İmralı Cezaevine konulduğu günden bu yana, orasını karargâh olarak kullanmaya ve avukatları aracılığı ile örgütüne ve mesaj vermek istediği herkese düşüncelerini rahatlıkla iletmeye başladı. AKP iktidarının bu konuda gevşekliği ve AB'nin ağzına bakan tutumu da bu durumu daha çok abartılı duruma getirmiştir.

Abdullah Öcalan, her türlü konfor içinde İmralı'da ceza değil, örgütü daha iyi yönetme hakkını kazanmıştır.

İmralı'dan ölüm tehditleri yağdırıyor, partiler kuruyor-bozuyor, bölücü örgüte yön tayin ediyor. Yapamaması gereken her şeyi rahatlıkla yapabiliyor.

Abdullah Öcalan yanında taraf olan Avrupa'nın da kurtarma girişimleri de gündeme ağırlığını iyiden iyiye koyunca Abdullah Öcalan ve terör örgütü yandaşları kadar mutlu kimse yoktur herhalde?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 12 Mayıs'ta Abdullah Öcalan'ı yeniden yargılama adına vereceği karar, "Abdullah Öcalan'ı nasıl kurtarırız?" düşüncesinin ilk resmi girişimidir.

Bazı aklı satılmışlar ise "Ne var bunda, yargılanır belki daha büyük ceza alır" gibi basit tahliller yapabilmektedir.

Böyle bir şeyin olması mümkün müdür? Yıllardır bölücü örgütü himaye eden Avrupa, her halinden belli ki, 'kahraman' olarak gördüğü Abdullah Öcalan'ı kurtarmak adına bir delik aramaktadır. AHİM'in bu kararına ve bu karar karşısında AKP'nin suskunluğuna, kayıtsızlığına MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli en açıklayıcı tepkiyi vermiştir.

"Bu katilin yeniden yargılanması, Türkiye'yi haklı olarak ayağa kaldıracaktır. Terörün içerdeki maşaları çok tehlikeli sonuçları olacak etnik tahriklere yöneleceklerdir. Bu bakımdan bu saatli bombanın fünyesi, patlamadan önce şimdi çekilmelidir. AKP Hükümeti, bu katilin hiçbir şart altında yeniden yargılanarak şov yapmasına ve yeni bir tahrik kampanyası başlatılmasına izin verilmeyeceğini açıklamalıdır.

Aksi takdirde, Türkiye çok gergin bir ortama sürüklenecek ve bunun doğuracağı çok ağır sonuçların vebali AKP'nin üzerinde olacaktır. "

MHP Lideri'nin bu açıklamaları Türk Milleti'nin acıları ile dalga geçmek isteyen AİHM'e ve buna müsaade eden AKP'ye tokattır.

MHP'nin bu konuda kararlı tutumu birilerini de rahatsız etmiş durumdadır. Sürekli MHP'yi "Abdullah Öcalan'ı idamdan kurtarmakla "suçlama yaparak psikolojik baskı kurmaya çalışmaktadırlar. Hâlbuki MHP'nin idam konusunda takındığı tüm tavırlar ortadadır. Gerek 12 Ocak zirvesi, gerekse idam yasasının oylandığı gün ortaya koyduğu tepki hafızalardadır.

12 Ocak zirvesinde Dr. Devlet Bahçeli'nin yedi saat yirmi beş dakika direnişi ve diğer partilerin ve devlet kurumlarının asılmaması yönündeki çabaları ortadadır. T.B.M.M' de idam yasasının kaldırılması ile ilgili yapılan oylamada da MHP hariç, o dönem mecliste bulunan tüm partiler (AKP, DYP, DSP, ANAP, SP, YTP) "evet" oyu vermişlerdir.

Bütün bunlara rağmen, MHP'yi Abdullah Öcalan'ı asamamakla suçlayıp, kurtaranlara ise sonsuz destek vermek bir karaktersizlik örneği değil midir?

Abdullah Öcalan konusunda, gömleğin ilk düğmesi Bülent Ecevit tarafından yanlış iliklenmiştir. Bugün gelinen nokta ise gaflet üzerine gaflet, ihanet üzerine ihanet olmaktadır.

Bülent Ecevit'in "ABD niye Apo'yu bize teslim etti, bu gün bile sebebini anlayabilmiş değilim!" şaşkınlığından geldiğimiz nokta, Abdullah Öcalan'ı kurtarmak isteyen Avrupa karşısında, AKP'nin kayıtsızlığı ve onlara yardım sağlayacak her türlü siyasi desteği olmuştur.

MHP'nin suçu ve günahı nerdedir? MHP bu konuda sonuna kadar kararlı ve tavizsiz olmuştur. Ve bu duruşu devam etmektedir.

12 Mayıs'ta AİHM'den Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanması konusunda çıkacak karar, Türkiye tarafından sabırsızlıkla bekleniyor. Türk Milleti acıları ile oynamak isteyenlere asla müsaade vermeyecektir."

Yazının tamamı bu şekildedir ve MHP'nin bu konuda haklılığını ve mücadelesini savunmaktadır… Aydınlık denen ekibin çarpıtmaya çalışması, yalan-dolanla iftiralar atmaya çalışması yeni değildir elbette. Bunlardaki hastalık genetiktir. Aydınlık ekibine acil şifalar diliyoruz.

FİTNEÇAĞ TV VE GAZETESİNİN ÜLKÜCÜLÜKLE ALAKASI YOKTUR

tvbuton Türk Milliyetçiliğinin, 80 öncesindeki Hergün gazetesi dışında, iddialı bir yayın organı, ne yazık ki, hiç olmadı. Basın-Yayın sektörü tekelleştiği ve çoğunluğu, gayrı-milli olduğundan, Türk Milliyetçileri üzerinde bir karartma politikası izler. Türk Milliyetçiliğinin yegane siyasi organı olan MHP’ye ya hiç yer vermezler, yada yalan yanlış bilgilerle donatılmış haberlere konu ederler.

İşte bu ortamda o gazete, ülkücülerin basındaki sesi olma iddiasıyla kuruldu. Ülkücüler büyük bir hevesle “artık bizim de çok satan bir gazetemiz” var diyebilecekti. Hepimiz sevindik tabi.

Aynı dönemlerde, Türk düşmanları MHP üzerinde operasyonlar yapıyor, CFR toplantılarında, okyanus ötelerinde MHP’ye yeni misyon ve yeni genel başkan hazırlıyorlardı. Küresel sermaye, bir yandan BOP projesine uyumlu birilerini iktidara hazırlarken diğer yandan da projelerini sekteye uğratabilecek Milli-kurumları dejenere etmenin hesabını yapıyordu.

Hesaba göre, önce ülkücüler arasında bilgi kirliliği oluşturulacak, ardından da parti ele geçirilecekti. Bunu gerçekleştirmenin en kolay yolu da, ülkücü tabanın itimat ettiği yayın organlarını kullanmaktı. Bizim çayın taşı ile bizim kuşu vuracaklardı yani.
Müstakbel Figüranlar araştırıldı. Rollere uygun kabiliyetler kısa zamanda bulundu.

***

FitneÇağ gazetesindeki bazı köşe yazarları, bir dönem MHP’de ikbal aramış, bu istekleri gerçekleşmediğinden, MHP genel başkanına kinleri vardı, üstelik Maocu zındık çizgisi ile Türk Milliyetçiliğini birbirine karıştırma eğiliminde idiler.
Bunlardan birini yakından tanıma şansızlığım olmuştu.

Ocak Genel Merkezi ile Parti Genel Merkezi arasında mekik dokuyup, “Devlet Bahçeli sadece bizim için değil, tüm insanlık için büyük şans..” diye lafa başlayıp, “ne olur yardım edin, Devlet Bey beni seçilebilecek bir yerden aday yapsın...” diye yalvaran muhteremden bahsediyorum.

Her zaman söylüyorum, yine söylemeden edemeyeceğim.

Birisi size akşam “Efendim sizin uykunuz bile ibadet” diye ifratta bulunuyorsa, bilin ki, o sabah size ihanet edecek ve her türlü tefritte bulunacaktır.

Muhteremin, Başbuğ sonrası ilk kongrede “MHP ilk defa ABD güdümünde olmadan bir kurultay yapıyor” gibi aşağılıktan da aşağılık ifadede bulunduğunu bilindiği için kendisine sıcak davranılmıyordu ama yine de “edepsizlere de edepli olmaları için bir şans verilmeli” düşüncesiyle, ses çıkartılmıyordu.

Aday listesinde adını göremediği gün, bu dolma kalem için milat olmuş, kalemine doldurulan kirli mürekkepleri ülkücü camiaya boca etmeye hemen o tarihte başlamıştı.

Yakınlarda “ben Kuranı okudum, Başörtüsü İslam’da yok,... MHP de CHP gibi davranmalı...” babında yazdıklarını hatırlatalım da bu “ulusalcılık-bizans kalıntılarının” kimlerle yoldaşlık yaptığını anlayın.

Yaşı kemale erse de, Türk Milliyetçiliğinden nebze nasiplenmemiş Kılıç artığından ve bilhassa sol dergi ve gazetelerde stajını tamamlayıp, FitneÇağ’da “ülkücü” sıfatla köşe yazdırılmaya başlayan ucubeden hiç bahsetmiyorum bile.

Neyse, MHP üzerindeki operasyon için düğmeye basıldı.

Önce, “MHP muhalifi ülkücüler” gibi eşyanın tabiatına aykırı bir sıfatla köşe yazıları yazıldı. Hızını alamayan dolma kalemler, liderin şahsında Türk Milliyetçiliğini sorgulamaya başladılar.

İçlerine, kaşarlı sosyalistler ve ulusalcılık kusmuğu üreticileri de katılınca kadro tamam oldu.

MHP’nin barajı geçemeyeceğini, İP’nin patlama yapacağını... uzun uzun yazdılar. Bu, onların hem temennileriydi, hem de “misyonlarının” icabı.

Sosyalizmin, ateizmin ve bilumum zararlı ideolojinin paralelinde yazılıyor, ülkücülerin hoşuna gidecek başlıklarla servis ediliyordu. Ne tesadüftür ki(!), aynı yazılar farklı başlıklarla solcu dergilerde de yayınlanıyordu.

Yaşı müsait olanlar, 80 öncesinin Aydınlık ve Cumhuriyet gazetelerini hatırlar. Cumhuriyet, fikri zemini oluşturur, Aydınlık’ın isim, adres bilgilerini yayınladığı ülkücüler ertesi gün şehit edilirdi.

FitneÇağ, 80 öncesinin Aydınlık ve Cumhuriyet gazetesinin ikisinin de misyonunu devraldı. “Türkçü-Devrimci Diyaloğu” projesi meyvelerini vermeye başlamıştı. “Kızılelma” diye başladılar, elmayı yiyip, “Kızıllıkta” karar kıldılar. “Tezgahın farkına varanlar” gazeteden ayrıldı.

Maocu zındıkla kıtalararası ortaklıkları hayli ilerlemiş, “ticaret hacimleri” genişlemiş, tıkanan yollar “senaristler” tarafından bir bir açılıyor, büyük paralar elde ediyorlardı.
***

Senaristler, ilgili şahsı gerektiği kadar şişmanlattıktan sonra, akıl da verdiler.

“FitneÇağ TV’yi kurun! “

“Aman efendim, nasıl kurarız, en az 10 milyon lazım?”

“Kurun dediysek kuracaksınız! para mühim değil.”


Sadece gazete ile “MHP’yi ele geçirme operasyonu” başarısız olduğundan, bir de TV kurdurup, Milliyetçilik düşmanlığını yazılı halden, görüntülü hale de getirdiler.

Hedef kitle akıllarınca olgunlaştırılmış, artık “O gazete ne derse doğrudur” kıvamına getirilmişti.

Sabah akşam, MHP’yi, Türk Milliyetçiliğini kötülüyorlar, ne idüğü malum kişileri “Milliyetçilik otoritesi” diye ekranlara çıkartıyor, arka fonda “komünist enternasyonal marşı”, ön fonda milliyetçilik adına her türlü zararlı fikirleri enjekte ediyorlardı.

Onlara göre Devlet Bahçeli ve MHP “kötü” idi, “Maocu-CIA ajanı ve partisi iyi”.

Durumundan en memnun olan kaşarlı sosyalist idi. Kitaplarının reklamı bedava yapılıyordu. Kurdukları TV’de Türk Milliyetçiliği diye Maocu zındığın komün-kafasındaki irinler boca ediliyordu. Atatürkçülük diye Mao’un, Milliyetçilik diye Maocunun irinleri akıtılıyordu.

İşler tıkırındaydı. Her ne kadar “reklam pastasından” yeterli payı alamıyorlarsa da, arkalarında koskoca “küresel sermaye ve CFR gibi köklü bir yapı” vardı.

“Başkurt Muhsin” dediler... olmadı, “Türkçü Perincek” dediler... tutmadı...

Üşenmediler, Öz’den çaydan, Dağ’dan, bayırdan adam bulup, işte Genel Başkan adayı dediler... “Amerikancı, CFR’ci” olduğu çabuk anlaşıldı.

Ne yaptılarsa olmadı. Birkaç zeka fukarası dışında tek bir ülkücüyü dahi kandıramadılar.

Ne istediklerini MHP’ye Genel Başkan yapabilmişler, ne de MHP’nin meclise girmesini engelleyebilmişlerdi.

Eeee, “desteğin de” bir sınırı vardı. Lojistik, fikri ve maddi desteklerin hiç birinin karşılığı alamayan senaristler de haklı olarak muslukları kapattılar.

Ve, hazin son. FitneÇağ TV sizlere ömür.

Darısı gazeteye, tez zamanda inşallah diyerek, ülkücü tabana da birkaç cümle etmek gerekiyor.

***

Ülkücülerin büyük bir kısmı “FitneÇağ tezgahına karşı” çabuk uyanmış ve “bizim” olmadığını anlamış olmasına rağmen bazıları ısrarla, e-posta ile “TV’miz neden kapandı, çok üzüntülüyüz..” diye mesaj yollamaktadır. İşte bu yazıyı yazma mecburiyeti de ondan hasıl olmuştur.

FitneÇağ gazetesinin de TV’sinin de “düşmanlık” dışında MHP ve Ülkücülük ile hiç bir alakası yoktur. Daha önce de defalarca “bu gazete, sizin paranızla size sövüyor, Türk Milliyetçiliği düşmanlığını açıkça yapan diğer yayın organlarından daha tehlikelidir... görüntüye ayyıldız koyup arka planda enternasyonal marşı, ön planda da enternasyonal lakırdıları edenler Türk Milliyetçisi olamaz...” diye uyarmıştım.

Üzülmek yerine sevinin ülkücüler. Türkün yurdunda Türkün partisine ve Türkün liderine saldıran, edepsizlik şampiyonu bir irin ve Fitne Kanalı daha karardı. Darısı, Aydınlık-Cumhuriyet karışımı gazetelerine.

Küresel sermaye “binmediği eşeğe ot yedirmez, yedirdiğini de, verim alamazsa, geri ister. FitneÇağ’ın “borçlar” sebebiyle zor durumda olduğu, yakında da maddi destek kampanyası açacakları yönünde “içeriden” bilgi sızmaktadır.

Aman ha ülkücüler, aman... kendi paranızla kendinize sövdürmeyin, olur mu?

Bırakın batsınlar... layık oldukları irin ve fitne çukurlarında.

APOŞ'UN KÖPEĞİ MEHMET ALİ BİRAND

10022008 22 Temmuz seçimleri sonrası, kendi sol beyinlerinin “takıntılarını” desteklemiyor diye, adeta bir koro halinde MHP’ye saldıran yazar ve yorumculara, fırsat buldukça bu köşeden cevap vermeye çalışıyorum…

Mustafa Balbay, Emin Çölaşan, Tuncay Özkan, Hulki Cevizoğlu, Bekir Coşkun, Hıncal Uluç, Yalçın Doğan gibi… yazdıklarıyla, konuştuklarıyla “ters okutma” mantığıyla sürekli AKP’ye oy kazandırmaktalar.

İktidara giden her sürecinde, AKP’nin yanında açıkça yeralan yazarlardan daha fazla, AKP’ye hizmet eden bu yazarların hiçbirisi, yazdıklarımıza henüz cevap veremedi.

Bunlardan bazıları MHP konusunda susmaya, bazıları aynı alerji ve dümanlıkla saldırılarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Bu yazarların tamamı, CHP zihniyeti taşıyan ve MHP’yi de bu zihniyetin yanında görmek isteyen, Türk milletinin milli ve manevi değerleri ile kavga etmeyi, laiklik misyonu gibi algılayan kerameti kendinden menkul kişilerdir. Bu algılamaları ile de CHP yanında, AKP’ye de çok büyük hizmet etmektedirler.

Bugün bu köşedeki sıra, CHP’li görüntüsünde hareket eden, beyni tamamen AKP’li olan Belçika vatandaşı Mehmet Ali Birand’a gelmiştir.

Bu adam tam evlere şenliktir… Zaten Kanal D’nin haber bültenlerinde her akşam sürekli mizah üretimli görüntüsü, kırdığı potlar, yaptığı gaflarla evlere şenlik olmaya devam etmektedir.

Belçika vatandaşı M.Ali Birand, MHP’ye saldıranlar korosuna gecikmiş bir şekilde katıldı. Zaten M.Ali Birand’da var olan MHP düşmanlığı, ABD ve AB dayatmalarını meşrulaştırmaya çalışan o beyninden hiçbir zaman eksik olmadı.

M.Ali Birand, MHP’nin başörtüsü yasağının kaldırılması yönünde ortaya koyduğu iradeyi “MHP’nin gerçek kimliği şimdi anlaşıldı” başlıklı bir yazı ile aklınca değerlendirmiş ve muhafazakârlık konusunda AKP’den daha tehlikeli olduğunu vurgulamış…

M.Ali Birand’ın yazısı içerisinde kullandığı “Daha da önemlisi, MHP'nin göründüğünün aksine, dindar hatta koyu muhafazakâr, Atatürk'ün idealleriyle hiçbir şekilde uyum göstermeyen bir parti olduğu anlaşılıyor.” cümlesi, onun bu yazıyı sırf MHP düşmanlığı korosundan ayrı kalmamak için yazdığını gösteriyor.

Kaldı ki, bu ülke de “Atatürk'ün idealleriyle” yan yana gelemeyecek ve hatta o ideallere düşmanlığı defalarca belgelenmiş M.Ali Birand’ın, Cumhuriyet, Atatürkçülük gibi değerler konusunda MHP’ye ders vermeye kalkması aymazlıktan başka bir şey değildir.

Yakalanıp, Türkiye’ye getirilmeden önce (AB)(D)ullah Öcalan’la Bekaa Vadisi’nde, el-pençe söyleşi yapan, İmralı’da ömür boyu cezasını çekecek olan Öcalan’ın, PKK’ya genel af isteyen avukatlarına “Genel af 2004'te AB'den tarih aldıktan sonra gündeme gelecek, işler yoluna girecek. Tarih aldıktan sonra AB elinde sopa, reform yapmayanlara yapın diyecek.” şeklinde müjde vermiş olan ve devamında “O zaman Öcalan'ın durumu (affı da) gündeme gelecek. Hem de çok kısa sürede bunu söyleyecekler. O zaman ben de bırakın, bırakın (affedin, tahliye edin) diyebileceğim. Siz kendisine selamlarımı söyleyin. Deyin ki, çıktığınızda ilk röportajı o yapmak istiyor. Çok güzel bir şey olur, eminim. O günler olacak, ben çok umutluyum.” şeklinde ricasını ve selamlarını ileten, şehitlerimize zaman zaman “ölü” diye hitap eden, medya yöneticilerine "Şehit sayısı 5'in altında olursa haberi ilk sıradan vermeyelim, şehit ailelerinin feryatlarını ve atılan sloganları yayınlamayalım, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgedeki operasyonlarını bültenin arka sıralarında ve mümkün olduğunca kısa verelim.” şeklinde mail atarak 'Şehit haberlerini küçük görme' gibi tekliflerde bulunan, PKK’nın siyasi uzantısı DTP’nin Meclis Grup Başkanı Ahmet Türk hakkında “Ahmet Türk, hafife alınmaması gereken bir lider” diye bahseden, Türkiye üzerinde karanlık oyunlar oynadığı, ele geçirilen e-maillerde ortaya çıkan Karen Foog’un e-maillerinde “tatlım” diye hitap ettiği M.Ali Birand’ın “Atatürk'ün idealleriyle” MHP sataşması herhalde akıl ve mantıkla izah edilemez.

M.Ali Birand’ın sicili bunlarla sınırlı değil ki, daha birçok konuda hiçbir zaman Türk milletinin yanında yer almadığına dair örnekler mevcuttur.

“Tayyip Erdoğan’ın arkasında durmazsak bu adamı yerler” sözünün sahibi olan M.Ali Birand, AKP yokken de başörtüsü yasağına karşı olan ve her dönem seçim beyannamesinde bu yasağa karşı olduğunu vurgulamış MHP’yi AKP’nin işbirlikçisi olarak suçlayabiliyor.

AKP’nin ihanete varan birçok politikasına bugüne kadar alkış tutan M.Ali Birand’ın bu suçlaması, ondaki ruhsal problemlere bir belirti olarak görülebilir.

M.Ali Birand’a göre başörtüsü yasağı ortadan kalkınca, Türkiye Cumhuriyeti tehlikeye giriyor ama Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeye çalışan (AB)(D)ullah Öcalan af edilip, İmralı’dan çıkartılırsa, bir de onunla ilk söyleşi yapan kendisi olunca Cumhuriyete demokrasiye uygun davranmış oluyor…

M.Ali Birand, senin “laiklik, demokrasi, özgürlük anlayışını” sevsinler! Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, senin isminle yan yana anmamak için “Senin Atatürkçülük anlayışını” demiyorum… Çünkü senin zaten böyle bir anlayışın hayatın boyunca olmamıştır…

TRT’yi geçmişte sahte belgelerle, düzmece faturalarla dolandırmaktan hüküm giymiş M.Ali Birand’ın aslında tüm derdini “Türban tartışmalarında, bunun “ tamamen bir özgürlük konusu olduğunu “söyleyen MHP'nin özgürlük konusunda ele alınan 301 inci madde, Vakıflar Yasası ve AB reformlarında adeta AKP'nin karşısında kartal kesilişini görenler, bu parti hakkında ne kadar feci şekilde yanıldıklarını söyler oldular.” şeklindeki cümlesi göstermektedir.

M.Ali Birand bu cümlesi ile diyor ki, MHP Türbana gelince özgürlükçü ama Türklüğü koruyan 301.maddenin kaldırılmasında, gayrimüslimlere tekrar mal kazandırmaya yönelik Vakıflar Yasası’nda, AB’nin dayatmalarında özgürlükçü değil diye, kaygısını ve en büyük üzüntüsünü yansıtıyor.

Muhafazakâr-milliyetçi bir parti olan MHP, başörtüsü yasağında da, M.Ali Birand’ın ağıt yaktığı konularda da yapması gereken doğru davranışları sergilemiştir.

ABD ve AB’nin Türkiye üzerindeki politikalarını desteklemede, işbirlikçi rolünü çok iyi yerine getiren M.Ali Birand, MHP’nin kimliğine ahkâm keseceğine, kendi her konudaki şaibeli kimliğine baksın…

PKK ve bilumum şer cephesi sözkonusu ise “Özgürlükçü”, başörtülü Müslüman Türk çocuğu sözkonusu ise malum koronun feryatçılarından…

Şimdi bu adamın hangi bir sözünün kıymeti harbiyesi olur ki, MHP’yi eleştirmesinin bir kıymeti olsun.

Cumhuriyeti ve laikliği korumak bu adamlara kaldı ise vay halimize ki vay...

İmralı’daki kahpeye af müjdesi veren, ABD ve AB’nin kalemi, “Tayyip Erdoğan’ın arkasında durmazsak bu adamı yerler” diyen bu adam, MHP’yi suçluyor, aklımızı koru Allah’ım…

M.Ali Birand sana denilecek tek laf, haydi bağlı olduğun kapıya…

YALÇIN DOĞAN KÖPEKLİĞİ BIRAK ADAM OL

09022008 Zavallı ‘Sosyalist Yalçın Doğan’, MHP’yi kalemine bir doladı, kendisi kördüğüm oldu, şimdi ise işin içinden çıkamıyor…

MHP hakkında, her yazdığı yazının cevabını, hak ettiği bir şekilde alan Yalçın Doğan’a, bu köşeden şerefini kurtaracak, bazı sorular yöneltmiştik ve o konularla ilgili cevap beklediğimizi vurgulamıştık…

Kendi şerefini kurtaracak, cevapları vermeden-veremeden hala MHP’ye duyduğu alerjiyi köşesine taşımaktadır.

Yalçın Doğan, MHP ile ilgili bir önceki yazısında MHP yönetiminin ABD’nin istekleri doğrultusunda, Ülkü Ocakları yönetiminde değişikler yaptığı iftirasını atmış, rezil olacağı bir konuya dalış yapmıştı.

Aynen de rezil oldu, cevabını veremeyeceği yükün altına girdi.

Yalçın Doğan’a, kendisi hakkında yazdığımız bir önceki yazımızda şöyle seslenmiştik:

“MHP ve Devlet Bahçeli konusunda, tedaviye cevap vermeyecek şekilde ‘takıntılı ve alerjili' olan Yalçın Doğan, attığı iftiranın MHP ve Ülkü Ocakları'ndan tekzibini beklemeden, çok sıkı-fıkı dost olduğun ABD'lilerden bu konu ile gerçek bilgileri alıp, köşende yayınlamanı bekliyoruz... Eğer iddia ettiğin gibi ABD'nin istekleri doğrultusunda, MHP yönetimi bazı değişiklikler yapıyorsa, bunu ABD kanalıyla ispat etmezsen şerefin piyasada ayaklar altında sürünecektir... En haysiyetli yol, bunu ABD'li dostların aracılığı ile ispat etmendir. Bu çağrımızın cevabını köşende bekleyeceğiz... Bakalım şerefini kurtaracak mısın?”

Yalçın Doğan, bu çağrımızı yerine getiremedi. ABD’li dostları Yalçın Doğan’ın köşesindeki saçmalıklarına herhalde bir kılıf bulamadılar ki, Yalçın Doğan’ın şerefini piyasada ayaklar altına aldıracak bir durum ortaya çıktı.

Yalçın Doğan’ın iftiraları içinde muhataplardan biri haline getirdiği Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Alişan Satılmış da “Zırvanın Tevil Götürmezliği” başlıklı cevap yazısında “Ülkü Ocakları genel başkanlığı görev değişikliğini, ABD ile alakalandıranlar, asaleti anlayıp, algılamayacak kadar zavallı güruh taifesidir.” şeklinde ifade ederek Yalçın Doğan’ın şerefine(!) vurguda bulunmuştur.

Yalçın Doğan, iftiralarını ispatlayarak yada iftiraları hakkında MHP ve Ülkü Ocakları’ndan özür dileyerek şerefini ayaklar altından alabilir… Hala bekliyoruz…

Fakat Yalçın Doğan, bir pisliğini temizlemeden bir başka pislik üretimine geçmektedir.

Yalçın Doğan, geçtiğimiz günde “MHP ilk kez askere fiilen saldırdı” başlıklı bir yazı kaleme alarak, tahrike, fitneye ve o sosyalist aklı ile MHP düşmanlığına devam edeceğini gösterdi.

CHP zihniyeti ile MHP önüne gelen sözde emekli askerlere (sözde diyorum, çelenk koymaya gelenlerin çoğu kadınlardan oluşuyordu) gösterilen tepkiden yola çıkan Yalçın Doğan, bir yazar nasıl çirkefleşir örneğini köşesinde sergilemiştir.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, bir gün önce tüm MHP teşkilatlarına genelge yayınlayarak, her türlü tahrik karşısında dikkatli olunmasını isteyerek, çeşitli uyarılarda bulunduğu halde, kadınların ardına sığınarak MHP binasını önüne "Tarifsiz Düş Kırıklığımızla." Yazılı çelenk bırakmak isteyen sözde emekli askerler, CHP zihniyeti ile adeta tahriki ateşlemeye çalışmışlardır.

Türkiye’nin gerçeklerinden bihaber olan, milli ve manevi değerlerden uzak duran sözde emekli askerler, dernekler madem CHP zihniyeti ile hareket ediyorlar, o zaman ellerini vicdanlarına koyup da, kendilerine sorsunlar…

“Bu çelengin yeri MHP mi, yoksa CHP mi olmalıydı?” diye…

Hele bu dernekler içinde adı geçen “Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği” var ki, bu ismi taşıyan derneğin başörtüsü konusunda CHP gibi düşünmesi insanın yüreğini acıtıyor…

Şehit ve gazi ailelerinin tamamına yakınının anası, eşi başörtülü iken, bu yasağa CHP zihniyeti yanında saf tutmak, insana tuhaf geliyor…

“Atatürkçülük, laiklik” adına hareket ettiğini söyleyenler, herhalde Atamızın sevgili anası, eli öpülesi Zübeyde Hanım, dirilip gelse, onu da Başörtülü olduğundan dolayı linç edeceklerdir.

Bu emekli askerlerden oluştuğunu söyleyen dernekler, MHP önüne "Tarifsiz Düş Kırıklığımızla" yazılı çelenkler bırakacaklarına, Deniz Baykal’ın PKK’lı Leyla Zana ve ekibini, cezaevinden çıktıktan sonra, CHP Genel Merkezi’nde “Eski Milletvekili arkadaşlarım” diye kucakladığında, daha bir-iki ay önce PKK’nın en büyük destekçisi,”Türk Ordusu buraya gelirse, Kuzey Irak’ı mezarlarını haline getiririz” diyen, Genelkurmay Başkanı Sayın Yaşar Büyükanıt’ın “Bu gruplar PKK’ya en büyük desteği veriyor. Onlarla neyi görüşürüm ben. Kuzeydekileri en iyi tanıyan kişi benim. Maalesef bu gruplar Türkiye aleyhine, hasmane sayılabilecek ifadeler kullandılar. Bunları kabul etmemiz mümkün değildir. İsteyen görüşür, ben görüşmem. İki nedeni var. Bir, adam PKK’yı terör örgütü olarak değil siyasi bir parti olarak görüyor; iki, tamamen destek veriyor.” şeklinde tarif ettiği Barzani ve Talabani ikilisine, Deniz Baykal’ın gönderdiği “sevgi açılımları” olduğunda, Deniz Baykal’ın CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız bölge programına katılıp, “Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırmaya destek vermekle kendimle iftihar ediyorum” dediğinde, CHP eski milletvekili Esat Canan’ın Şemdinli olaylarında, Türk Ordusunun komutanlarına, PKK söylemleri ile saldırdığında CHP’nin önüne gidip de, bir çelenk bıraksalardı, taşıdıkları sıfata daha çok layık olurlardı.

Ama bunların gerçek kaygısı, inançlı insanlarla uğraşmaktan başka bir şey değildir. Türk milletinin değil, artık CHP’nin askeri olmaya karar vermiş insanların, Türk Ordusunu baş tacı etmiş, Türk Ordusu’nun iyi gününde, kötü gününde hep yanında olmuş Milliyetçi Hareket Partisi’ne verecek akılları yoktur.

Kaldı ki, MHP önüne protesto için gelenlerin, “emekli askerlerle” ilgisinin olduğu da şüphelidir.

Şerefli Türk ordusunun, çalışanıyla, emeklisiyle her bireyi şerefli birer Türk evladıdır. MHP önüne gelip çelenk bırakmak isteyenler gerçekten “emekli askerler derneği” değil, o kisveye büründürülmüş bir takım odaklardır ki, davranışlarından ve her hallerinden belli oluyordu.

MHP Lideri Sayın Dr.Devlet Bahçeli, tüm Türkiye’yi ve Ülkücüleri bir gün önce uyarıyor ve sözde emekli askerler, bu uyarılara rağmen CHP zihniyeti ile tasarladıkları protestoyu MHP önünde yapmaya geliyorlar. Tamamen tahrik, tamamen kaşıma olayıdır bu…

Gelelim Yalçın Doğan’ın bu konudaki “MHP ilk kez askere fiilen saldırdı” tahriklerine…

MHP hakkında yazdığı her yazı sonrası, kalem namusunun seviyesizliği biraz daha belli olan zavallı Yalçın Doğan, MHP’nin önüne çelenk bırakanlara gösterilen tepki ile askerlerin ilgisini hangi zekâ ile bulduysa?

Yalçın Doğan, fitne-fesat ekecek ya, sanki rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i çok severmiş gibi “Kudretli Albay Alparslan Türkeş’in can ciğer meslektaşları, emekli askerler.” diye yazısının içine cümleler serpiştiriyor.

Türk Ordusu’nun şerefli rütbesini taşıyan, hangi Türk askerine ya da TSK’nın kurumsal kimliğine hangi MHP’li, hangi Ülkücü tavır almıştır, yanlış bir şey yapmıştır.

O şerefli üniformayı, kışlada bırakıp, Türk Milletinin milli ve manevi değerlerinden uzak CHP zihniyetini tercih etmişse, MHP’nin de milletin değerleri yanında tavrını alması kadar tabii bir şey yoktur.

Hem Yalçın Doğan, sen hangi gün Türk Ordusu’nun kurumsal kimliği ile düşündüğü plan ve programların yanında yer aldın ki, Türk Ordusu ile MHP arasında fitne tohumları ekmeye çalışıyorsun…

Şemdinli olaylarında, Irak’ın kuzeyine yapılan operasyonlarda vb. birçok meselede, senin Türk Ordusu yanında yer almadığını bu ülkede bilmeyen mi var?

MHP’yi, AKP’nin koltuk değneği, işbirlikçisi olarak gösterip, MHP’nin üniversitelerde başörtüsü mağdurluğu yaşayan öğrencilere yönelik girişimini bahane ederek, MHP’ye linç kampanyaları başlatanlar, devletin kurumları ile karşı karşıya getirmeye çalışanlar… Kim yapıyorsa yapsın, bu en hafif tabiri ile alçaktır.

O sözde emekli askerler de, Yalçın Doğan gibi fitne-fesat tohumu eken yazarlara aldırmadan, eğer Türk milletinin milli ve manevi değerleri ile bütünleşmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek değerlerine sahip istiyorlarsa, bir çelenk yaptırıp, CHP’nin önüne bırakmak için hazırlıklarını yapmalıdırlar.

O çelenkte de “Hiç yanıltmayan CHP” yazmalıdır.