Çünkü demokrasilerde siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel ihtiyaçların, hukuk zemininde karşılanması ve anayasal teminatla koruma altına alınması; hürriyetin, anlamı, demokratik rejimin de görevidir.
Hukuk; milli kültürün bir parçası, daha doğrusu koruyucu kalkanıdır. Hukuk kültürümüzün temelini oluşturan "hak, hukuk ve adalet" kavramları da, insanımızın şeref ve haysiyetini koruyan ve yücelten asli değerler olarak, milletimizin vicdanın sesi, kültürünün mayası ve devletimizin de iradesi olarak tecelli etmelidir.
Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurum ve yöneticileri; (mesela başörtüsü v.s gibi problem olan) herhangi bir ihtiyacın karşılanabilmesinde, takip edecekleri yolda rehberlerinin; elbette ki hukuki ve kültürel değerlerimizin olması zarureti vardır.
Lakin ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili taleplerin de; toplumun sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik yapısını ve dengesini de bozmayacak şekilde de formüle edilmesi gerekir.
Çünkü bu denge, toplumun başta bağımsız iradesinin, huzur ve asayişiyle, hürriyetinin de teminatı olur. Ayrıca yazılı olmayan fakat gelenek haline gelmiş, örf ve adetlerle ifade edilen sözlü hukukla, yazılı hukuk (anayasal hükümler) arasında sağlanacak olan zımni mutabakat da; başta toplumsal istikrar olmak üzere, her türlü imkân ve fırsat eşitliğinin teminatı olur. İşte bu dengeyi sağlayan devletin adına, 'demokratik, laik ve sosyal, hukuk devleti' denir.
Bu tanıma layık bir devlet; her türlü sosyal yapılanmaları, siyasi ve demokratik katılımcılığı, ekonomik refahı, kültürel hayatın devamını, istisnasız hukukun öncülüğünde fakat sınırları içinde sağlamak mecburiyetindedir. Bu da ancak hükümetler ve bürokrasi (devlet kurumları) yoluyla icra edilir ve hükümet dışı kuruluşlarla (STK) halk tabanına yaygınlaştırılır.
DEVLETİN TERAZİSİ
Dolayısıyla demokrasi rejiminin gereği talep edilen demokratik hak ve hukuk; sosyal devlet tarafından demokrasi ilkeleri içinde ve fakat demokrasiyi yaralamadan ve sekteye uğratmadan karşılanırken diğer taraftan da toplumun yüzlerce yıllık tecrübesi sonucu oluşturulan kıymet hükümleri vasıtasıyla da dengeli, ahenkli ve ahlaki bir zeminde yaşama şansı bulur.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olması sebebiyle; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Hükümetlerinin görevi bu ilkelerden dolayı bu ve benzeri haklı talepleri anayasal güvence altına almaktır. Yani devlet adalet terazisinin kefesini toplumu memnun ve razı kılacak şekilde tutmalıdır.
Mesela refahın dengeli paylaşımının sağlanması noktasında toplumun tüm sosyal kesimlerinin (başta tarım sektörü olmak üzere memurun, işçinin, esnaf ve sanayici ile birlikte, dul, yetim ve işsiz olanların konum ve ihtiyaçlarına göre) haklarına düşen paylarını alabilmeleri nasıl vazgeçilmez bir hak ise; hem inancımızın hem de kültürel bir tercih ve geleneğimizin gereği olarak da başörtüsü veya örtünme hakkı da; aynı şekil de anayasal bir teminat ve koruma altında karşılanması gerekmektedir.
Toplumun taleplerinin hükümetler tarafından hukuk nizamı içinde, daha da 'geliştirilerek' sunulmasıyla da toplumsal memnuniyet artar, gayri hukuki yol veya örgüt arayanlara da geçit verilmez.
Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan, aynı zaman da milli devlet yapısına sahip olan Türkiye'yi, bugün maalesef AKP iktidarı yönettiğinden; siyasi, sosyal, hukuki, kültürel ve iktisadi hayatımızı el ele vermiş, iç ve dış aktörler yönettiğinden karşılaştığımız sorunların çözümü de, gayri milli mahfillerin insafına terk edilmektedir.
AKP'NİN AYKIRI POLİTİKALARI
Böylece R.T. Erdoğan'ın öncülüğünde ki AKP hükümetinin izlediği, bağımlı politikalar neticesinde, ekonomik, siyasi ve sosyal ve milli varlığımıza, milli menfaatlerimize, hakkaniyet algılayışımıza, milli- manevi ahlaki değerlerimize ve demokrasi rejimimize ters olan, millet ve devlet gerçeklerimize aykırı, kumaşı ve ölçüleri bize ait olmayan gayri milli bir elbise zorla sırtımıza geçirilmek istenmektedir.
18.9.2004 tarihindeki basın toplantısında konuşan sayın Bahçeli bu görüşümüze en canlı delilleri şu çıkışıyla yapmıştır.
"Türk milleti bütün bu olanları ibretle izlemekte ve bunun nasıl sonuçlanacağını merak etmektedir. Bu trajedinin son perdesinin nasıl kapanacağı, Başbakan Erdoğan'ın seçim meydanlarında namusumuzdur dediği başörtüsü ile koruyuculuğuna talip olduğu insan onurunun akıbetinin ne olacağı Meclis açılınca görülecektir. AKP, bizzat Başbakan'ın açıkladığı tutumundan dönerse, buna aslında kimse şaşırmamalıdır. Çünkü samimiyetsizlik AKP'nin şiarıdır."
AKP bizi yanıltmamış, bu tespit ve teşhislerimizi doğrulayan bir riyakârlık ortaya koymuştur. Bizzat Başbakan'ın "ailenin kutsallığı"nın, "kadının haysiyeti"nin ve "insan onuru"nun korunması için toplumsal ahlak bakımından şart olduğunu söylediği zina konusunda AKP yine geri adım atmış, hazırladığı yasa düzenlemesini son anda Meclis'e getirmekten vazgeçmiştir."
TARİHİ ÇAĞRI; MESELELERE KAN DAVASI MANTIĞIYLA YAKLAŞMAYIN
Kumaşı ve ölçüleri bize ait olmayan, terzisi gayri Türk ve İslam olanların sırtımıza zorla geçirmek istediği elbiseler, yani fikir ve düşünceleri ithal olan, Türklük karşıtlığı yapanların başlattığı hücumlar; bugün olduğu gibi dün de vardı. İstenen; milli ve manevi değerlerimizden uzaklaşmak, toplumsal çözülmeyle hâkim güçler önünde diz çökmektir.
Diz çökmek sadece askeri işgal, siyasi, kültürel, ekonomik bağımlılık ve çöküşle olmaz. Toplumsal kardeşlik, hoşgörü ve anlayışın ortadan kalkmasıyla da gerçekleşir.
Bu hassasiyetten dolayıdır ki; MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli'de meselenin çözümü ile ilgili evvela kendisinin sahip olduğu hoşgörüyü, aklıselimliği, sevgi ve kardeşlik yolunu herkese, daha 1 Mayıs 1999 tarihinde Sayın Devlet Bahçeli'nin Sürmeli Otelinde yapmış olduğu konuşmada öğütlemiştir. Bahçeli'nin "Partimiz, Türkiye'de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünü hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır" sözleri; yarınların güçlü ve huzurlu Türkiye'sini kurmanın yoluyla ilgili, bugünkü teklif ettiği hukuki çözüm teklifinin yaklaşık 10 yıl önceki fotoğrafıdır. Bu yaklaşım; el birliği içinde olaya yaklaşılması gerektiğinin tarihi çağrısıdır.
Maalesef başörtüsü gerilimini planlı bir şekilde ve faydalanabilecekleri bir stratejiyle takip edenlerin öncelikli tercihleri; çözümsüzlük üzerinden nemalanmak olduğundan, bunlar, toplumsal ve siyasi gerilimi devamlı canlı tutulmaktadırlar.
Bunun içindir ki, Türkiye'de bu tarz gerilimlerin neden ortaya çıktığı ve çözüm yolunun ne gerektiği konusu öncelikli olarak meseleye insani, vicdani ve ahlaki değerlerle baktıracak bir samimiyeti gerektirmektedir.
Dolayısıyla toplumsal mutabakatın temel ayakları olan hoşgörü, dayanışma ve hukuk zemininde buluşmak, tüm çözümsüzlüklerin kapısını açacak yegâne anahtardır.
Bu gerçeklerin ışığında siyasi çözüm yolunu en samimi ve ahlaki bir şekilde sunan MHP, başörtüsüyle ilgili sıkıntının en can alıcı sebebini, en veciz bir şekilde Genel Başkanı Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs 1999'da Dedeman Otelindeki konuşmasıyla yine dikkatlere sunmuştur.
"Meselelere kan davası mantığıyla yaklaşmanın, meseleleri klasik şablonlarla ön yargılara açıklamaya çalışmanın, hiçbir kimseye faydası olmadığı ortaya çıkmış bulunmaktadır"
Lakin siyasi geçmişleri hep zikzaklarla ve kırılmalarla dolu olanların üslupları güvensiz ve önerilerin de içi boş olduklarından, elbette ki Sayın Bahçeli'nin yukarıdaki görüş ve düşüncelerini hazmetmeleri mümkün değildir.
MHP MİLLETİMİZİN HEM KÜLTÜRÜYLE HEM DE İNANÇLARIYLA İÇ İÇEDİR
Sadece gerilim politikası ve çatışma taktikleriyle olaya yaklaşanlar, bugünkü gelinen noktanın gerçek müsebbipleri olduklarından, bu sağduyulu yaklaşıma alkış tutmalarını tabiatıyla beklemiyoruz. Maamafih bunların, bugüne kadar ülkemize neler kaybettirdiklerini düşündüğümüzde ise, bu yaklaşımlarının mesuliyetsizlik ve insanımıza karşı bir nankörlük olduğunu da görürüz. Artık herkes, bu tür 'tahterevalli siyasetiyle' oluşan karşıtlığın, politik nemalanmanın sadece ve sadece sorunları derinleştirerek içinden çıkılmaz hale getirdiğini, görmek zorundadır.
Milliyetçi Hareket Partisi; dün olduğu gibi bugün de, her türlü sıkıntının aşılmasında; gösteriş ve istismarın terk edilmesini savunmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi; Dayanışma, hoşgörü ve diyalogun gerçekleşmesiyle, hukukun rehberliğinde, kültür değerlerimizin ışığında, rahatsızlıkların aşılabileceğini öngörmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi; milletimizin hem kültürüyle hem de inançlarıyla iç içedir.
Milliyetçi Hareket Partisi'nin; siyasi, ideolojik dünya görüşünü besleyen değerler Cumhuriyetin ve demokrasinin temel ilkeleri olması sebebiyle de, toplumsal rahatsızlıkları bu değerlerin ışığında gidermeyi amaçlamaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi; Türkiye'nin önünü tıkayan, insanlarımızı birbirine düşüren, gerginleşmeyi ve kamplaşmayı teşvik eden davranışların önünde durmaya devam edecektir.
Bunun için de her türlü meselede olduğu gibi konunun tarafları arasında, özellikle siyaset ve devlet kurumları arasında samimiyet, ciddiyet ve güvenin kaim kılınmasını düşünmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi'nin her meselede olduğu gibi bu alandaki tüm çağrısı; geçmişten ders alıp geleceği tanzim etmeye yöneliktir.
Genel Başkan Devlet Bahçeli; geçmişten bugüne kadar tıpkı, 8 Mayıs 1999'da TBMM'de yapmış olduğu basın toplantısında ki;
"Bize göre, bütün siyasi partilerin müşterek sorumluluklarının en başında, bu toplumsal arzunun gerçeğe dönüştürülmesi için; samimi bir iş birliği ve diyalog ortamının tesis edilmesi yer almaktadır. Böyle bir iş birliği, diyalog ve uzlaşma geleneğinin oluşturulması, en temel görevlerden biridir" sözlerinde olduğu gibi, özellikle AKP iktidarıyla doruğa tırmanan 'başörtüsü, cumhurbaşkanlığı, imam hatip' tartışmalarının bir diğer yüzünde bulunan, demokrasi-cumhuriyet, laiklik kavramları üzerinde ki çatışmayı ortadan kaldıracak, sorumlu bir devlet ve siyaset adamlığı iradesini, bugün de sergilemeye devam etmektedir.
Şimdi yaklaşık on yıl önce söylenen bu sözlerin ışığında, Milliyetçi Hareket Partisi'ni değerlendirdiğimizde;
- Ülkemizde yılların birikimi ve istismarcıların sermayesi olan bu tip toplumsal gerilimleri önlemek ve çözmek için Milliyetçi Hareket Partisi'nin mecliste yapmış olduğu açılım; bir vatanseverliğin, milliyetçiliğin, inançlara, demokrasi ve hukuka bağlılığın göstergesi değil midir?
- Demokrasimizin ve toplumsal hayatımızın öncelikli ihtiyacı uzlaşma, hoşgörü ve diyalog değil midir?
- Ülkemizde cepheleşmeyi körükleyenler, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ile milletimizin manevi ve milli değerleri arasında bir problemin olmadığına samimi olarak inandıkları takdirde, ülkemizde huzur ve diyalog ortamının altyapısı kendiliğinden ortaya çıkmış olmayacak mıdır?
Hem toplumsal kesimler hem de partiler arasında zaman zaman ciddi boyutlara ulaşabilen güven bunalımı devam ettikçe, siyasi süreç de tabiidir ki sağırlar diyaloğundan öteye geçemeyecektir.
Bu ülkede yaşayan insanlar arasında siyasi, dini ve etnik özelliklerine göre ayrımcılık yapanlar da zaten içinde bulunduğumuz gerilim ve güvensizlik ortamının da mimarlarıdırlar. Çarpık, milli ve dini hassasiyet taşımayan anlayışlarını; demokrasi ve laiklik elden gidiyor veya din elden gidiyor yaygarasıyla temellendirmeye çalışmalarının ardında da, suçluluk psikolojisiyle, yakalanmışlık korkusu yatmaktadır
SAMİMİYET, CİDDİYET VE MİLLET-DEVLET KUCAKLAŞMASI
Başörtüsü meselesinin çözüme kavuşturulabilmesi için bütün kesimlerin ortak bir sorumluluk ve sağduyu içinde bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini devamlı dillendiren Milliyetçi Hareketliler; Türkiye'de başörtüsünün dinin bir vecibesi olduğuna inanan veya gelenek ve göreneklerine göre başörtüsü takan insanların hakkını her zaman samimiyetle savunmuştur.
Bu çerçevede de: çözümün ön şartı olarak evvela, istismarın gölgesinden ve ipoteğinden, başörtüsünün ve başörtülülerin kurtarılması gerektiğini devamlı vurgulamıştır.
Siyaset kurumunun mutlaka, başörtüsünden elini çekmesini ifade eden MHP; başörtüsünün de, siyasi ve ideolojik bir simge olarak görülmesini de sakat bir anlayış olarak telakki etmiştir.
Korkuların değil güvenin hâkim olmasını isteyen MHP Lideri; başörtüsünün tek başına devlete ve rejime tehdit oluşturmayacağı hususundaki görüşleriyle de milletin yanında yer aldığını, devlet ve millet buluşmasını isteyen yegâne siyasi parti ve lider olduğunu da ispat etmiştir.
Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi ve Lideri Sayın Bahçeli, bu çerçevede esas olan samimiyet, ciddiyet ve millet-devlet kucaklaşmasını bu tarz duruşuyla gerçekten arzu ettiğini her fırsatta gündeme taşıyan en samimi siyasi liderdir.
Mesela yine geçmişten örnek verecek olursak, 18 Mayıs 1999 Salı Günü TBMM Grup Toplantısı açışında yapmış oldukları konuşmasında;
"Bu süreçte, laik-antilaik, cumhuriyet-demokrasi gibi kavramlar ve semboller etrafında cereyan eden kritik tartışma ve kavgalar tekrar nüksetmiştir. Hatta bu çerçevede ciddi cepheleşme ve bloklaşma temayülleri ortaya çıkmıştır. Siyasi alandaki bu gelişmeler, biraz daha yaygınlaşarak toplumsal bir boyut kazanmaya başlamıştır.
İtibarı sürekli azalan bir siyaset, değer ve çözüm üretmeyen bir parlamento, uzlaşma ve hoşgörüyü dışlayan bir siyasi kültür, Türk siyasi kültür, Türk siyasi sisteminin bariz vasıfları haline gelmiştir" sözleri yukarıdaki görüşlerimizin adeta şahididir.
Başörtüsü namusumuzdur diye seçim meydanlarında söz veren, sonra Anayasayı değiştirecek Meclis çoğunluğuna rağmen bunu unutan ve 'başörtüsü öncelikli meselemiz değildir' diyen AKP zihniyeti; bu ikiyüzlü politikasına rağmen, başörtüsü dramını hep canlı tuttuğu ve devamlı kaşıdığı için daima bir umut kapısı, her zaman bir cazibe merkezi olmuştur.
Mesela bu görüşümüze en canlı misal; Üniversiteler önünde türban gösterileri düzenleyen, AKP zihniyeti iktidar olduktan sonra, organize ettiği bu gösterileri bıçak gibi kestirmiş, akabinde de temiz duygularını istismar ettiği, oy kapısı olarak gördüğü bu çevrelere karşı, "ya başınızı açıp sınava girin, ya da evde oturun" diyerek en büyük vicdansızlığı yapmıştır.
Türk toplumu içten içe kemiren toplumsal sorunlara makul ve meşru çözümler bulunmasını ilke edinen Milliyetçi Hareket Partisi, bu konuda istismar ve çatışma zemini hazırlama niyet ve işaretlerinin ortaya çıkması üzerine, başörtüsü sorununun kalıcı bir çözüme kavuşturulması amacıyla insani, siyasal ve toplumsal huzuru amaçlayan, Milletle devleti karşı karşıya getirmeyecek, yeni gerilim ve çözümsüzlüklere yol açmayacak ve hukuk düzeni içinde bulunacak, Adil ve hakkaniyete uygun en müşahhas bir çıkış yolu önermiştir.
Ancak önce Sayın Devlet BAHÇELİ'NİN çeşitli basın toplantılarında AKP'nin başörtüsü politikasıyla ilgili öne sürdüğü yorumlarını ve TBMM'nin yapması gerekenleri, şu başlıklar altında özetlemek mümkündür.
- AKP'nin temsil ettiği geleneğin gerilim politikasına ve dini duyguları ve milli değerleri istismar etme esasına dayanmaktadır.
- AKP, her konuda olduğu gibi, bu konuda da samimi değildir.
- İktidar olduktan sonra bu konularda hiçbir şey yapmamış olması bunun çok açık bir göstergesidir.
- Bu konuda samimi olmadığının Türk milleti tarafından bütün çıplaklığıyla anlaşılması nedeniyle, suçluların telaşı içinde inkâr ve tevil yoluna sapmaktadır.
- AKP'nin bu tutumu bir ilkesizlik örneğidir. AKP bu konuları kördüğüm haline getirerek çözümsüzlüğe itmiştir. Bu ilkesizliğin ve samimiyetsizliğin hükmünü elbette bir gün Yüce Türk Milleti verecektir.
- AKP manevi değerler üzerinde ucuz siyaset yapıyor. AKP yöneticileri sorumsuz beyanlarıyla toplumu dinamitliyor.
- Bu değerler üzerinde siyasi karaborsacılığı ve istismarı varlık sebebi olarak kabul eden çatışmacı siyaset anlayışı ve geleneğinin, bugün de inatla sürdürülmek istendiği ortadadır.
- AKP'nin bu soruna iyi niyetle çözüm üretmek yerine, mağdur-mazlum eksenli siyasi istismar kapısının açık tutulmasından medet umduğu
- Türkiye'nin ortak değerleri etrafında yıllardır süregelen istismar ve gerilim politikalarının, milli birliğin, siyasi, sosyal ve kültürel temelleri üzerinde ağır tahribatı görmek zorundayız.
- Bu hassas konuları, siyasi amaçları uğruna sürekli kaşıyan iki karşıt zihniyetin ayrıştırıcı siyasi istismar politikalarını terk etmeye niyetli olmadıkları anlaşılmaktadır. "Bu gerginlik ve çatışma denkleminin bir ucunda dini inançları ve başörtüsü sorununu siyasi istismar bayrağı haline getiren AKP yer almaktadır.
- Diğer kutup ise bu konulardaki dışlayıcı anlayışlarını mutlak doğrular ve gerçekler olarak Türk toplumuna kabul ettirebilmek için Cumhuriyetin temel ilkeleri üzerinden siyaset yapan cephedir.
- TBMM, bu konuda geniş çaplı bir ortak anlayışın şartlarını, zeminini ve ortamını hazırlamak için öncülük yapmalıdır. Şu ilkeler etrafında bir anlayış birliği sağlanmalıdır.
- Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri, milli ve manevi değerleri, siyasi ve toplumsal bir kamplaşmanın cephe hatları olmaktan çıkarılmalıdır.
- Bu değerlerin, siyasi istismar vasıtası ve iç siyaset malzemesi, olarak görülmesinden vazgeçilmelidir. Bu değerler üzerinden siyaset yapılmasına son verilmelidir.
- Türk Milletinin din ve inanç temelinde kamplara bölünmesinin ve bu değerlere ayrıştırıcı bir fonksiyon yüklenerek tasnife tabi tutulmasının çok tehlikeli bir husumet cepheleşmesi olacağını herkes görmelidir.
- Dini inançlar Cumhuriyete ve devlete meydan okuma aracı olarak kullanılmamalı, devlet ve kurumları da inançlarla kavgalı duruma düşmemeye, böyle bir görüntü vermemeye özen göstermelidir.
- Türkiye Cumhuriyetinin siyaset ve devlet kurumları, hem laiklik ilkesinin hem de Türk milletinin inanç ve değerlerinin sürekli kavga, gerginlik ve çekişme konusu olmaktan çıkarılması için üzerlerine düşen ortak görev ve sorumluluğun bilinci içinde olmalı ve bunun gereklerini yerine getirmelidir.
- Bireysel hak ve özgürlükler, devletin temel ilkeleri, Anayasal düzenin esasları ve hukuk sistemi, bu konuda rehber olmalıdır.
MHP'NİN TEKLİFİ VE SON SÖZ
"Bu sorunda toplumsal uzlaşmanın odağının kamu hizmetlerinden yararlanmada eşitlik ilkesinin olması öngörülmüştür. Herkes, bu yönde bir mutabakata varılmasının şartlarını ve zeminini hazırlamak için ortak çaba göstermelidir.
Bu amaçla Anayasa'nın Genel Esaslar hakkındaki Birinci Kısmının kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesinde bir değişiklik yapılması ve eğitim, adalet ve yargı gibi kamu hizmetlerinin sunulmasında, bu hizmetleri alanlar bakımından hukuki eşitliğe aykırı uygulamalar yapılamayacağının hükme bağlanması önerilmiştir."
Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi'nin teklif ettiği bu kanun değişikliğinin, AKP'yi ve Sayın Başbakan'ı köşeye sıkıştırdığı ortadadır. Başörtüsü sorununu çözecek olan bu teklif inanıyoruz ki; siyasal varlıklarının devamı uğrunda milletimizi devamlı olarak istismar edenleri de samimiyet testinden geçirecektir.
Türk milleti bunları vicdan ve iman penceresinden gözlemlemektedir. Halkın rızasını kazanamayacak olanlar Hakk'ın rızasını asla kazanamazlar.
Zaman, ucuz siyasi mülahaza ve hesaplarla hareket etmek zamanı değil, Türk toplumunu kucaklayacak hoşgörü ve basiret anlayışıyla siyasi kararlılık ve irade sergileme zamanıdır.