Ülkemizde siyaset ekollerinin ve kavramlarının kimlik krizine girdiği ve siyasi partilerin, politik çizgilerin ana koordinatlarının ideolojik karmaşaya,keşmekeşliğe,sulanmaya uğradığı bir dönemde sağ,sol,muhafazakarlık,milliyetçilik,demokrasi,ulusalcılık ,sosyal demokrasi gibi yakın çağ politik tarihimizi belirleyen Türk siyasetinin ana tanımlayıcısı olan kavram ve jargonlar tam bir ideolojik kriz karmaşası düzlemi içerisinde mana ve muhteviyat kaybına ve kaydırılmasına uğramıştır.
Politik geleneklerin kendi kimlik anlamlarının yaslandığı ekonomik,sosyo-psikolojik ,metafizik hukuk,din,gelenek,tarih,millet şuuru,kültür ve dil gibi belirleyici ana değeri tanımlayıcı kaynak kavramlar günümüzde köksüz bir eleştirel liberalizme ve yeniden modernist bir anlam yüklemeciliğine tabi tutuluyor.Durum böyle olunca bir yandan yeni politik tanımlamalar,duruşlar,konumlanmalar ve yeni melez çizgiler oluşturulmaya çalışılırken;diğer yandan bu durum,bu yeni melez çizgilere,modernist ekollere karşı Türk politiğinde tarihi geleneği ve birikimi olan belirli siyasi partileri,ekolleri,kendilerini yeniden anlam okuyuculuğuna,politik konumlandırmaya ve ideolojik kök selefiyeciliğine hatta belli oranlarda ideolojik kök sorgulayıcılığına kadar itebiliyor.
Deli gömlekliliğinin ve at gözlüklülüğünün devri olarak addedilen ideolojilerin,-izmlerin belirleyiciliğinin bittiği sayıklamasını ortaya koyanlar,politik felsefenin ve politik sosyolojinin ana temeli olan siyasetin ideolojisi ve milletlerin ideolojik algısı gerçeğini gözden kaçırıyorlar.
Günümüzde yeni modernist melez çizgiler, ideolojik temele oturan parti ve ekollere ithafen ‘ideolojiler devri bitti’ sloganıyla omurgasız bir liberal politikliği savunarak ideolojilerin siyaset arenasından çekildiğini iddia etme gafletindedirler(örnek:AKP gibi modernist liberaliteye dayalı oluşumlar).Hatta bazen ideolojiksizleşmeyi ve ideolojilerin kötü olduğu yaftasını Cemil Meriç’in ‘ -izmler idrakimize giydirilen deli gömlekleri’ sözüyle temellendirme ispatı gafleti içine düşen, çeyrek zekalılara cevabı yine Cemil Meriç’in kendisi ile vermeye çalışacağım.Bu tartışmada bence biz Türk milliyetçilerinin tavrı, büyük sosyolog Cemil Meriç Bey’in ideolojiler üzerine tespit ettiği kıvam ve nokta olmalıdır:’’Karanlıkta kavga olmaz ,ideolojiler uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.İstemesek de onlara muhtacız.Kaosu kosmos yapan insan zekası,tecrübelerini ideolojilerde sergilemiş.İdeolojiye düşmanlık tez –izme teslimiyettir:obskürantizme.İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları.Haritasız denize açılınır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz.Pusulaya da ihtiyaç var.Pusula:şuur;Tarih şuuru,Milliyet şuuru,Kişilik şuuru…Bütün ideolojilere kapıları açmak ,hepsini tanımak ,hepsini tartışmak ve Türkiye’nin kaderini onların aydınlığında;fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek.İşte ,en doğru yol.’’(Bu Ülke,Slogan İlkelin İdeolojisi, sayfa:93)
Türk siyasetinin kavram,tanım,duruş ve kod karışıklığı yaşadığı ve kavram kargaşasında kör dövüşüne tutulduğu bu günlerde şunu belirtmeliyim ki
İdeolojik manada Türk Milliyetçiliğinin yakın zaman içerisinde iki tehdit ve tehlikesi vardır.İşte Türk Milliyetçiliğin bu iki ana tehditi: 1.Ulusal-Sol(Sol-Ulusçuluk,Ulusalcılık,Türk solu), 2.Yeşil-Sol(İslamlı Sosyalizm,Sosyalist İslamcılık,Sol-İslam)
Ulusalcılık bahsinde öncelikle tespit edeceğimiz ana nokta şudur:Ulusalcılığın,Milliyetçilikten farklı bir dünyası,anlam arayışı,ideolojik,politik,kültürel ve tarihi kökeni vardır.Türkiye’de solun ‘millici’ olmasıyla başlayan bu olgu;sol-ulusçuluk,ulusal-sosyalizm,milli demokratik devrimcilik,Türk solu,ulusal-sol ve ulusalcılık gibi tarif ve tanımlama sürecinden geçip yakın dönemde ise Atilla İlhan,Erol Manisalı,Doğu Perinçek,Nur Serter,Tuncay Özkan ve Hulki Cevizoğlu gibi bir takım isimlerin ve bir kısmıyla CHP’nin ve İşçi Partisinin de içinde bulunduğu bir çizgiye getirip yoğurduğu seküler,laisizm yanlısı,jakoben,seçkinci,modernist,elitist,ajitatif ve pozitivist bir millet ve milliyetçilik yorumlamasıdır.Sol, milliyetçiliğe gönüllü gelmemiştir , adeta mecburen sığınmıştır.
Ulusalcılık,Ülkücü/Türk milliyetçiliğinin ana ideolojik ve metafizik geleceği ve gerçekleri bakımından büyük bir sapma hareketi ve Milliyetçiliğin dejeneresine vesile olacak bir geleceği ve geleneği bünyesinde barındıran bir içeriğe sahip olması niteliğiyle de milliyetçiliğin yakın gelecekteki baş düşmanı olacaktır..
Ulusalcılık(ulusal-solculuk) Osmanlı devlet geleneğine ve ümmet kültürü bahanesiyle dogma addettikleri dine karşı reformist batılı isyancı ve ihtilalci algısıyla hareket eden sembolik örnekliği manasında bir nevi 19. ve kısmen 20.yy daki jakoben Jöntürk hareketi ile İttihat ve Terakki geleneğinin günümüzdeki ideolojik motifselliğinin takipçisi ve devamcılığı iken;Milliyetçilik ise Osmanlının dağılış ve çözülüş süreci içersinde, Osmanlı bütünselliğinin birer parçası olan devlet-i aliyyenin şemsiyesi altındaki kardeş milletlerin ayrılık istemeleri ve bağımsızlıklarını tarihsel vakıalar zinciri sonucu ilan etmeleriyle;Türk’ün yalnızlaşması ve bu ayrılıklar sonucu kendisiyle baş başa kalması gerçeğini yaşamasının sonucunda, devletin çözülüşü içindeki ölümüne karşı, yeniden dirilişin sistematiksel kurgusunun tabii sosyal refleksinin adıdır.Bu tespitlere dayalı olarak bana göre bugünkü ulusalcılığın kaynağı 19.yy Osmanlısına karşı isyancı ve devrimci, yıkımcı SEKÜLARİST ittihatçıların anlam ve zihniyetinin geleneğidir.Milliyetçiliğin anlayış kaynağı ise Osmanlı-Türk geleneğiyle barışık bir algının(Ziya Gökalp ’in sosyal tekamülcülüğünün ve okumasının)çözülüş yalnızlığındaki kendini fark edişin diriliş adresliği görevidir.Böyle olunca ulusalcılık laboratuar mantığıyla pozitivist ve bir anlamda materyalist bir metotla millet,kültür tanımlaması yaparken;Milliyetçilik, tarihin seyri içersinde sosyal akışkanlığı yaşayan ve kabuk değiştiren Türk toplumunu ihtiyatlı bir şekilde toplumbilimsel yaklaşım ve çıkarımlarla analiz ederek, sosyal varlık olan milleti şumullü bir tarif ve izahata tabi tutar.Ulusalcıların kök zihniyeti olan Jöntürkler bir ulusçuluktan ziyade yeni bir devletçilik anlayışı kurmak istiyorlardı.Milleti batıdaki ulusçu akımlara bakarak değiştirip dönüştürmeye çalışıyorlardı,dünyevi bir halkçılıkları, Fransızcı bir elit jakobenlikleri vardı..İşte bunun için MHP’nin milliyetçiği CHP’nin Jöntürk bozması faşizan devlet hegemonyasına dayalı elitist burjuva milliciliği diye tariflediğim ulusalcılığına benzemez , benzeyemez.
litist,zenginci,sekülarist,Jakoben, laisist,pozitivist,materyalist devrimci Ulusalcılarla; Alparslan Türkeş’in liderliğinde oluşan ülkücü/muhafazakar/mukaddesatçı/siyasal tarihi birikimi, mücadelesi ve kendini ispatlamış olduğu bir teşkilatlanması olan milliyetçi anlayışı yukarıda izahatını yaptığım malumata rağmen , günümüzde bir araya getirmek isteyen ve Ulusalcılık ile Milliyetçiliğin aynı şey olduğu iddiasında ve zannında bulunmak gafletine düşenlere ve düşeceklere farklarımızı anlatmak için belki daha düz,yüzeysel,basit ve sığ bir örnek zinciri olacak ama, vurucu sembolliği olması özelliği hasebiyle şu örnekleri vererek farklarımızın daha somut anlaşılmasına yardımcı olmak isterim.
Ulusalcılık ile Milliyetçilik arasındaki fark,İbn i Haldun ile Karl Marx kadar,Cemaleddin Efgani ile Hindistanlı Ahmet Han kadar,Tevfik Fikret ile Mehmet Akif kadar,Nazım Hikmet ile Necip Fazıl kadar,Sultan Galiyev ile Ziya Gökalp kadar,Gazi Mustafa Kemal ile Che Guevara kadar,Doğu Perinçek ile Başbuğ Alparslan Türkeş kadar,Deniz gezmiş ile Gün Sazak kadar birbirinden farklı ve farklılıklarından hareketle idelojık karşıtlık içindeki farkların toplamınının farkındalığı kadar .büyük farklarımız vardır.
Yerli olma noktasında ulusalcılık milliyetçiliğe kıyasen ithaldir ve yerli değildir.Sebebi ise 19.yy pozitivist aydınlanma felsefesine,doğu sosyalizmine,batıcı elitist jakobenizme dayanmasıdır.Ulusalcılık,enternasyonalizme yaslanır bu anlamda yerli bir milliliği yoktur.Ulusalcılar,TURANCI değillerdir.Yer yer Turancılığı Türk emperyalizmi formunda da algılıyanları vardır ulusalcıların.Oysa Milliyetçiler için Turansız bir milliyetçilik eksik ve güdüktür,zaaflıdır.Ulusalcılar Karabağ,Kerkük,Doğu Türkistan,Kıbrıs konusunda önce Türkçü mantık algılaması ile değil eski Marksist tortuları sebebiyle antianperyalist bakışla meseleyi görürler.
Üstelik ulusalcılık (ulusal-sol)nasyonel sosyalizm gibi bir faşişt tehlikeyi de gelecekte yapısı içinde taşıyabilir,doğurabilir;çünkü yapısı buna müsaittir gelecek için,manevi değerlerle sorunludurlar.
Ulusalcıların(ulusal-solcuların)ekonomi ve üretim ilişkilerine,sosyal adalete,sermayenin tabana yayılması ve paylaşımı anlamında yorumlamaları,yoksul halka bakışları tam bir sosyalist devrimci gibidir;fakat en büyük çelişkileri fikren karşı çıktıkları burjuva/aristokratların fiili hayatta ta kendileri olmalarıdır.Bu söylem ve eylem çelişkisi sebebiyle ulusal solculara zannımca yakışacak en popüler ve yakışan sıfat BURJUVA/ARİSTOKRAT MİLLİCİLERİ sıfatıdır.Evet ulusalcılar ekonomi anlamında sosyalist ekonomik görüşten beslenirler güya ;ama hakikatte onlar birer seckin,elit burjuvanın kendi yaşamsal alanını merkez ve cevre anlamında muhafaza ederek milliyetçilik yaptıkları yanılsamasıdır.Bu anlamda ulusalcılığı, bir ŞEZLONG ENTELLEKTÜELLİĞİNİN YALNIZLIĞInın ve yaşamsal elitliliğinin devletin belirli kurumlarında sürdürülmesi mücadelesi olarak da görmek mümkündür diye düşünüyorum.ulusalcılığın katı elitist yalnızlığına karşın milliyetçiliği kent-köy buluşmasını ve sınıflar arası gecişi sağlayan ORTA SINIFIN BİR HAREKETİ olarak görüyorum.
LAİKLİK ve Demokrasi bahsinde Ulusalcılarla Milliyetçiler yine çok farklı düşünüyor kanaatimce.Farklılığı ortaya koyma anlamında şöyle bir izahat yapmamız doğru olacaktır:
Türkler, İslam’ı, İtikadi anlamında İmam Maturidi’nin yorumlarına dayalı Maturidilik (akıl ve vahiy ilişkisini Kuran-ı Kerim ve akli vasıta içtihatlariyle ortaya koyan görüş tarzı) ekolüne,Ameli ve Fıkhi manada ise İmam Ebu Hanife’nin yolu olan Hanefilik yoluna tabi oluşlarıyla ve bu tabi olunan ekolü, Türk Tasavvuf geleneğinin kurucusu olan Hoca Ahmet Yesevi’nin ‘’Türkçe Tasavvuf ‘’ açılımıyla kıvama getirip Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum’un etkisi ile ve Hacı Bektaş-ı Veli,Hacı Bayram-ı Veli gibi pirlerin yorumlarıyla ve alperen kültürü kıvamıyla yoğurup Yunusça ve Mevlanaca işlenmiş bir İslam’ı ve İslam’da devlet,birey,toplum ilişkisini okuma yolunu şekillendiren bir zihniyetin geleneğini oluşturmuştur, Türkler tüm bu olgusallık içerisinde.Dolayısıyla İslam tarihi içersinde teşekkül etmiş bu yorumlama yoluna tabi olan Türk milliyetçileri akıl ve vahiy ilişkisinde,fizik ve metafizik algısında,devlet ve din ilişkisi bağlamında hep bu Maturidi/Hanefi çizginin takipçisi olmuştur.Dolayısıyla milliyetçilerin laiklik konusundaki görüşlerinin belirlenmesinde MATURİDİ/HANEFİ ÇİZGİnin algısı çok etkilidir.
Milliyetçi/Ülkücü hareketin laiklik algısı’ Protestan ANGLO-SAKSON LAİKLİĞİ’ gibi din içeriğine sahip bir laiklik algısı içindedir.Bu manada Maturidi/Hanefi okuma geleneğinden gelen Türk milliyetçileri hoş görülü,müsamahalı bir laik alan tarifi ve inançlara müsamaha ifade içeren bir tavır bir anglo sakson laikliğini savunurken,ulusalcılar FRANSIZ JAKOBENİZMİNİN KATI LAİKÇİLİĞİni benimser ve dinin sosyal hayat içindeki düzenleyici rolüne karşıda tavırlıdırlar.Kanaatimce bugün Türkiye’nin karşılaştığı sorun her hangi bir inanca eşit mesafede durmak yada durmamakla ilgili değil ;İslam dininin bizce en ileri yorumu olan Hanefi/Maturidi çizgiye dayalı laiklik ve demokrasi ile,’Selefi dini/siyasi yorumun çatışmasından kaynaklanıyor.
Ulusalcıların laisizmi Anglo-Sakson bir laiklik anlayışının müsamahakarlığından ziyade, Fransız laisizminin de abartılı ve keyfilik karışmış bir versiyonudur.Aslında bu kraldan çok kralcılık oynamaktır, kanatime göre.Atatürk’ün laik anlayışla ulusalcıların laiklik algısıda farklıdır.Ülkücü/milliyetçi görüşün laiklik algısı ATATÜRK’ten ilhamladır ve ATATÜRKÇÜdür.Atatürk katı Fransız laikliğini Türk devlet ve millet yapısı için uygun ve ideal bulmaz.Bu sebepledir ki Atatürk devleti laik sıfatlandırırken bir yandan da Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurtur.Bu tavır Anglo -Sakson laikliğine daha yakındır.Elmalılı Hamdi Yazıra Hak Dini Kuran Dili tefsirini yazdırtan Atatürk bu kuran tefsirinin Hanefi çizgi eksenli yazılmasını da söyler. BU MANADA ÜLKÜCÜLER Mİ ATATÜRKÜ VE ATATÜRK LAİKLİĞİNİ DAHA İYİ ANLAMIŞ ;YOKSA ULUSALCI BURJUVAZİ MİİLİCİLERİ Mİ?Yorum sizindir artık sayın okuyucularım…
Buraya kadar milliyetçiliğin yakın gelecekteki 1.düşmanı olan ulusalcılığı anlattım ve milliyetçilikten farklarını eksik kaldığı noktaları belirttim Şimdi milliyetçiliğin yakın gelecekteki 2.büyük düşmanını anlatacağım bu da YEŞİL-SOL(İslamlı sosyalizmdir)
İslamlı sosyalizm bir nevi EŞARİ geleneğinin etkisi tabanlı ORYANTALİST İslam okumasının deformist savunmacılığıdır.Doğu sosyalizminin İslamsal motiflerle bezenip insanlığın milletleşme serüvenini ve millet gerçeğini göz ardı edip ezilen Müslüman halklar ve etnisiteler söylemciliğinin nazariyesine dayalı olarak siyasal bir projenin Arap dünyasındaki dayatmacılığıdır.
İslam’ın önüne siyasal sıfat etiketleri ekleyip,yapıştırıp dini bir alanı ideolojik tariflerin boğuculuğuna mahkum ederek-izmci mantık silsilesiyle İslam okumasını yapan Sosyalist İslam algısı,aslında batı kapitalizmine karşı ,doğu Müslümanlarının; özelde ise Arap camiasının içten içe kapıldığı bir aşağılık kompleksinin tezahürünün bilinç altısıyla çözüm yolu arayışının bir sapma yol yorumudur.
Sosyalist İslam’ı, ideolojik ve tarihsel olgu içersinde iyi değerlendirmek ve hatta daha geniş manada ideolojiler ve İslam bağlamındaki ilişkiyi,çağdaş İslam düşüncesinin oluşumunu,tarihsel kaynaklarını ve bu oluşumlarla beraber İslami düşünce geleneği içindeki sapma yorumları,sapık kolları fark edip hak ile batıl ayrımının tespiti için belki de İslami düşünce geleneği üzerine Muhyiddin- Arabi’den İmam-ı Rabbani’ye,İbn-i Haldun’dan İbn-i Farabi’ye /Rüşd’e,/Gazali’ye kadar, Cemaleddin El-Efgani’den,Muhammed Abduh’a,Abdulvahhap’tan Hindistanlı Ahmet Hana/Mirza Gulam Ahmet’e G kadar,Muhammed Hamidullah ’tan Muhammed İkbal’e kadar ve İbn-i Teymiyye’den Hallacı Mansura Mevlana’dan/Yunus’tan /H.A.Yeseviye kadar,belki de Ali Şeriati’ den Cemil Meriç’e kadar bir anlam ve zihniyet okumasına ,tahlil ve etüt sürecine girdiğimizde Sosyalist- İslam/Kapitalist-İslam /Ilımlı İslam gibi batıcı oryantalist etkiyle; temelde İslamı -izmleştirip dini ve teolojik bir alanı ideolojik bir anlam alanına kaydırıp keyfilik içeren birtakım ideolojik yapılara dönüştürerek , millet gerçeğini ve fikrini kaldırıp,İslam alemini birbirine tefrikacı bir gözle bakan muhalif bir bütünsellik içinde etni-siteler mezarlığında ağırladığını görürüz.Saydığım isimleri okumak binlerce yıllık İslam geleneğini,bu gelenek içindeki millet ve devlet ilişkilerini incelemede,ideolojiler ve İslam bağlamını anlamada,İslam’ın bütünselliği içersinde tasavvufi,kelami,felsefik,fıkhi ve islami düşünce geleneğindeki kırılma noktalarını anlamada faydalı bir zihinsel farkındalık ortaya koymamızı sağlayacaktır.
Milliyetçiliğin yakın gelecekteki iki düşmanı olarak burada açıklamış olduğumuz yeşil-sol ve ulusal- sol tehlikesini önceden görebilme ferasetine sahip Başbuğumuz Alparslan Türkeş sol-ulusçuluğa dikkat çekerek bir dönem ülkücü camiada kullanım vurgusuna başlanan’ toplumcu milliyetçilik’ tanımlamasını ve böylesi bir sıfatsal vurgulandırmayı yasaklamış ve buna dikkat çekmiştir.Başbuğ ‘toplumcu milliyetçilik’ kavramsallaştırmasının , sol ulusçuluk ve nasyonal sosyalizm çağrıştırması bir anlam ithamına uğramasının tehlikesini sezmesi ve sol ulusçuluğa karşı milliyetçi kesime ideolojik anlamda uyarıcı bir mesaj vererek aslında geleceğe belki de günümüze dair bir parantez açarak,uyarıcı lider yaklaşımı ortaya koymuştur.Bir yandan milliyetçilik ile sol-ulusçuluğun farklılığını bu vb uyarıcı yaklaşımlarıyla ortaya koyarken,diğer yandan milliyetçilerin İslami fundementalizme karşı olduklarını ve İslam fundementalizminin, İslam toplumlarının vahdaniyeti ve bekası için büyük tehlike arz edeceğini ortaya koyarken; Arap dünyasındaki sosyalist-İslam ve sosyalist-İslam okumasının beslediği,yönlendirdiği,tetiklediği yeşil fundemantalizmin ve bir adım ötesi militarist algısallık içeren İslam okumalarının Türkiye cephesini ve Türkiye’deki siyaset algısına etki edip yön vermesi ihtimalinin tehlikesine değiniyordu kanaatime göre.
Milliyetçilik bu sapma yorumlara karşı kendi iç merkez inşasını kuramazsa,kendisini ortaya çıkaran ve kendisine şekil veren mayasını, tarihsel dinamiklerini ve milletin bugün milliyetçilere biçtiği görevsel anlamı iyi okuyamazsa,farklılıklarının farkında olup milliyetçi bilgiyi milliyetçi toplumsal bilince dönüştüremezse,halkın siyasi kültürel düzlemini ortaya koyacağı milli programıyla ideolojik duruşuyla zenginleştiremezse,Türkiye de milliyetçi siyasi kodlamanın merkezini MHP olarak kuramazsa,tarihsel politik geleneğini modern politik açılımlarla söylem ve eylem anlamında toplumsal siyaset algısına taşıyamazsa,Türklük ve İslamiyet,Osmanlı ve Cumhuriyet,Laiklik ve Demokrasi,Turancılık ve Avrupa Birliği gibi konularda itidali ve ihtiyatı değil idealini ortaya koyamazsa,kendi kültürel donanımı içerisinde milliyetçi iç entelektüellerini yetiştiremezse,yazılı ve görsel medyada etkinliğini ve görünürlüğünü artırmazsa,toplum içi sosyal hayatta hakim bir ekonomik varlık kuramazsa,Türkiye’de modernist ve yeni melezci siyasi oluşumlara karşı ve politik kavram kargaşasının doğurduğu kafa karışıklığı sonucunda, kendi mana ve muhteviyatını tarihsel görevini ortaya koyamazsa; korkarım ki 21.yy da Türkiye’de milliyetçiliğin ideolojik beyin ölümü gerçekleşmiş olacaktır.Hastanede bitkisel hayata girip, beyin ölümünün gerçekleşmesini dört gözle bekleyen ve bu hastanın fişini çekmek için sıraya girmiş olan bir çok yabancı ve yerli hekim ne yazık ki şimdiden o gün için hazırlanmaktadırlar..ZAFER ALLAHA İNANANLARINDIR.