Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÜLKÜCÜ HAREKET

Yazılar

YALAKA OLAN BİR YALÇIN DOĞAN KLASİĞİ (ALINTI)

Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan, akıl hocasının kendisine verdiği fitne haritası eşliğinde, MHP’yi kalemine dolamaya devam ediyor.

ABD’nin kucağında oturan ve MHP’yi karıştırmak için bir dönem yoğun faaliyet gösteren ve bu faaliyetlerinde sahtecilik suçuna dahi bulaşıp, ceza alan muhteremin bir dönem adeta köşesinde avukatlığını yapan Yalçın Doğan, yine ondan aldığı yalan bilgiler ışığında MHP’ye saldırılarını sürdürüyor.

Yalçın Doğan’ın dün köşesinde kaleme aldığı “MHP’nin ABD’ye son ipi türban” başlıklı yazısı buram buram, o muhteremle yapmış olduğu istişarenin ürünü olarak kendini hissettirmektedir.

Yalçın Doğan, MHP’nin her değerine karşı alerjili birisi ve bunun için her konuda MHP’nin zarar görmesi için mücadele vermektedir. MHP’ye zarar vereceğine inandığı her türlü adımı da hiçbir mantığı olmadan köşesinde sürekli dillendirmektedir.

“MHP takıntısı” yüzünden tedaviye muhtaçlığı artık ayyuka çıkan Yalçın Doğan, yazısında Ülkü Ocakları’nda geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen görev değişikliklerine de burnunu sokarak,”acaba buradan bir şey tutturabilirim” diye bir fitne sondajı atmıştır.

Ama buradan da çıkartacağı tek gerçek, kendisinin küçüldükçe küçülmesi ve MHP takıntısı yüzünden acınacak bir hale gelmesi olacaktır.

Yalçın Doğan, Muğla Ülkü Ocakları ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen görev değişikliklerini, ABD’nin isteği doğrultusunda MHP yönetimin yaptığına dair haysiyetleri ayaklar altına atacak, iftira merkezli bir yorumda bulunmuştur.

Muğla Ülkü Ocakları’nda yapılan değişiklikle ilgili o dönem yine Yalçın Doğan türünden yazarların yapmış olduğu iftiralı yorumlara Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk, yaptığı basın açıklaması ile “Marmaris Limanı'na demirleyen ABD gemisini protesto ettikleri için Muğla İl Ocak Başkanı ve Marmaris Ocak Başkanlarının Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi tarafından cezalandırılıp, görevden alındığına dair basınımızda yer alan haberler ve iddialar tamamen asılsızdır. “ şeklinde cevap vermişti. Daha sonra kaleme aldığı bir yazısı içerisinde de “Muğla Ülkü Ocaklarındaki olağan değişimin, mütareke basının tüm özelliğini taşıyan, güdümlü ve çıkar grupları tarafından kontrol altında tutulan bazı medya grupları tarafından saptırıldığı, ardan ve hayâdan yoksun bazı sözde kalem erbabı tarafında da kasıtlı bir şekilde çarpıtıldığına şahit olunmuştur. Mezkûr değişikliğin geri planında ise, aynı günlerde Muğla İlinde cereyan eden bir protesto eyleminin olduğu ileri sürülmüştür. Zira bu iddia en nazik ifadeyle insafsızlık, son tahlilde de hayâsızlık olacaktır. Bu iddia bir iftira, iddia sahibi de müfteri konumundadır. Muğla Ülkü Ocaklarındaki olağan bir görev değişimin üzerinde koparılan iftira kampanyası karşılığında; Türk kamuoyunun her şeye ve herkese rağmen doğru bilgilendirilmesinin “yüksek bir ahlak” gereği olduğuna inanan Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından konu ile ilgili bir açıklama da yapılmıştır.” Cümleleri ile de yapılan açıklamanın sebeplerine ışık tutmuştu.

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Harun Öztürk, Yalçın Doğan gibilere o gün de, bugün de adeta kapak olacak cevabı vermişti. Fakat Yalçın Doğan gibiler, kendilerinde var olan “MHP takıntısının” seviyesini tamamen kaybetmesi yüzünden, o gün de, bugün de işlerine gelmeyeceği için bu cevapları anlamazlıktan gelmektedirler.

Gelelim Yalçın Doğan’ın geçtiğimiz yıllarda Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde yapılan değişiklikle ilgili saçma-sapan yorumuna…

Yalçın Doğan, bu değişikliği MHP içinde fitne ve fesata “Ümit” olarak çıkarılmış, bu konunun profesörlerinden aldığı akılla şu şekilde değerlendirmiş…

“Irak Savaşı başladığında, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alişan Satılmış Ankara’da Amerikan Büyükelçiliği yöneticilerine, "Siz Irak’ta Müslümanlara katliam yapıyorsunuz" diye çıkışıyor. "Müslümanlara..." Bir hafta sonra, Alişan Satılmış görevinden alınıyor. Görevden alan elbette MHP yönetimi.”

O değişikliğin yapıldığı dönemde, ben Ülkü Ocakları Genel Sekreteri idim… Yaşanan tüm gelişmeleri en ince ayrıntısına kadar bilen bir kişi olarak, Yalçın Doğan ve benzerlerinin kesinlikle bir tedaviden geçmesi gerektiğini tüm kamuoyuna buradan duyuruyorum.

Yalçın Doğan’a da buradan şu çağrıyı yapıyorum:

MHP ve Devlet Bahçeli konusunda, tedaviye cevap verilmeyecek şekilde ‘takıntılı ve alerjili’ olan Yalçın Doğan, atmış olduğun bu iftiranın MHP ve Ülkü Ocakları’ndan tekzibini beklemeden, çok sıkı-fıkı dost olduğun ABD’lilerden bu konu ile gerçek bilgileri alıp, köşende yayınlamanı bekliyoruz… Eğer iddia ettiğin gibi ABD’nin istekleri doğrultusunda, MHP yönetimi bazı değişiklikler yapıyorsa, bunu ABD kanalıyla ispat etmezsen şerefin piyasada ayaklar altında sürünecektir… En haysiyetli yol, bunu ABD’li dostların aracılığı ile ispat etmendir. Bu çağrımızın cevabını köşende bekleyeceğiz… Bakalım şerefini kurtaracak mısın?

Kaldı ki, ABD’nin isteği ile MHP yönetimi tarafından görevden alındığını iddia ettiğin dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Alişan Satılmış, 21.Nisan.2005 tarihli Ortadoğu Gazetesindeki “Nerden Baksan Tutarsızlık!” başlıklı makalesinde “ABD’liler, MHP ile görüşerek beni görevden aldırdı… Ben de Bush’la görüşerek Edelman’ı görevden aldırdım… Birinci cevaba inanalar, ikinci cevaba da inanmalıdırlar” diyerek Yalçın Doğan ve benzerlerinin bu iddiası ile resmen dalga geçmişti.

Ayrıca o yazısı içerisinde, yapılan görev değişikliği ile ilgili iftira ve yalanlara En’am Suresinde bir ayet ile cevap vermiştir:

“Onlara de ki; Yanınızda bize karşı çıkabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” (En’am Suresi – 148. ayet)

Yalçın Doğan’ın yazısı içerisinde iftira ve yalanlarına dayanak olsun diye ismini zikrettiği Alişan Satılmış da bunları dedikten sonra, Yalçın Doğan’a düşen görev, bu değişikliği eğer ABD yaptırdıysa, bunu ABD’li dostlarının ağzından, belgeli bir şekilde ispat etmesini beklemek olacaktır. Tüm MHP ve Ülkü Ocakları mensupları, Yalçın Doğan’ın bu iftiralarının ispatını beklemektedir.

MHP ve Ülkü Ocakları’nın tüm mensupları, emperyalizmin her çeşidine karşı bedel ödeyecek kadar ve kendi milli değerlerini koruyacak şereflidir.

Bakalım Yalçın Doğan’ın şerefi ve haysiyeti hangi ölçüde durmaktadır.

TÜRBAN VE YALÇIN DOĞAN

Türk Milliyetçiliği düşmanı olduğunu her fırsatta, yazılarının arasına serpiştirdiği cümlelerle gösteren Yalçın Doğan, üniversitelerde başörtüsü yasağı ile mağdur olan öğrencilerin yaşadığı sıkıntıyı gidermek için adım atan MHP’nin tavrını da, ABD ile ilişkilendirmiş…

Bu nasıl bir zekâ, bu nasıl bir mantık inanın ben anlamadım, anlayan varsa izah ederse minnettar olacağım…
AKP’nin ABD yapımı olması ile MHP’nin Türkiye’de toplumsal bir mesele olan başörtüsü yasağını kaldırma yönündeki somut adımını eşitliyor…

Yalçın Doğan bu konu için “MHP ile AKP arasında da, artık su sızmıyor. Çok milliyetçi MHP ile Amerikan yapımı AKP türbanda buluşuyor.” yorumunda bulunuyor.

Yalçın Doğan, PKK’ya yönelik yapılması istenen operasyonlara Türkiye’de ilk karşı çıkan yazar sendin ve o dönem ABD ve AKP de bu operasyonlara karşı olduğu her fırsatta söylüyorlardı. Fakat MHP’nin Türkiye’de yaratmış olduğu milli atmosferden dolayı PKK konusunda strateji değişikliğine gitmişlerdi.

Senin bu akıl almaz mantıklarına bakarak, sen ABD, AKP ve PKK ekseninde hangi noktada buluşuyor ve duruyorsun?

MHP, başörtüsü yasağı konusunda, istismardan öteye gitmeyen ve Türkiye’nin ciddi birçok tehlikesini kamuoyuna göstermemek için başörtüsü meselesi ile örten AKP’yi köşeye sıkıştırmış ve çözüm noktadasın da mutabakat seviyesine getiriyor ama Yalçın Doğan, bu meseleyi “Bunun inançla, özgürlükle ilgisi yok. Bunun adı oylara inanç avcılığı. Oysa türban AKP’ye ait. AKP’ye koltuk çıkarak, türban üzerinden oy avcılığı boşa sıkılan kurşun gibi.” gibi cümlelerle değerlendiriyor.

MHP, gerek iktidarında gerekse muhalefette iken başörtüsü meselesinin toplumsal uzlaşma ile çözülmesi için, sürekli iyi niyet sahibi iken, diğer partileri de bu niyette buluşturmak için her türlü mücadeleyi vermişken, ”MHP ne yaptı?” diye sormak Yalçın Doğan’ın zekâ ürününden başka bir şey değildir?

Beyninden zekâ fışkıran Yalçın Doğan’a sormak lazım… MHP, bu konuda hiçbir zaman yasağın sürmesini isteyen bir açıklaması olmuş mudur?

57.Hükümet zamanı koalisyon ortakları içinde zaten DSP ve ANAP bu konuyu, bir önceki hükümetleri döneminde (56.hükümet) yasaklayan partilerdi…57.Hükümet zamanı da MHP, toplumsal uzlaşma adına çağrılar yaparak, bu yasağın kalkması için hep çağrılarda bulunmuştur. Ama bu konuda sadece kendi varlığı hissedilmiştir.

Fakat MHP şimdi, mecliste çoğunluğu elinde bulunduran ve bu konuda istismar uzmanı olarak, beş yılını doldurmuş AKP’yi köşeye sıkıştıran çağrıda bulunmuştur. AKP’nin kaçış yolu bulabileceği bir durumu artık kalmamıştır. DSP ve ANAP gibi o dönem yasağı koymuş partilerle, başörtüsü meselesini sürekli “çözeceğiz” diyen bir partinin yaklaşımı bir olabilir mi?

Yalçın Doğan, geçtiğimiz günlerde sana bu köşeden mantıklı yazılar yazman noktasında çağrıda bulunduk… Ama sen MHP hakkında bu şekilde yazılar yazmaya devam ettiğin sürece, mantıksızlığın en dibe çökmüş halini de senin yazılarında görmeye devam edeceğiz…

MHP takıntısı ve alerjisi, seni bu kadar mantıksız yapmaya sevk ediyorsa, medyaya mantıklı düşünen bir yazar kazandırma konusunda, bu “alerji ve takıntı” noktasında tedavi için her türlü yardımı yapmaya hazırız…

Bir çağrı düş yeter…

İspat etmek iddia sahibinin görevidir. İddiasını ispat edemeyene ne denir biliyor musun?

Yıldıray Çiçek

BİR GÜN DE MANTIKLI BİRŞEYLER YAZ YALÇIN DOĞAN- (Alıntı)

Medyadaki “MHP ve Devlet Bahçeli Düşmanlığı kadrosunun sözleşmeli yazarları” yine işbaşı yaptılar…

Medyamız, MHP düşmanlığında nöbetçi yazar sıkıntısı hiç çekmemektedir. Kerameti kendinden menkul bu sözleşmeli yazarlar, nöbet çizelgesi tek elden yazılmış gibi, her gün biri sırayla MHP aleyhinde yazmaktadır. İsimleri ve gazeteleri farklı olsa da, hepsinin ortak paydası “tutarsız ve ilkesiz olmaları” ve “takıntılı” bir mantıkla MHP’ye iftiralar sıralamalarıdır.

MHP ve Devlet Bahçeli düşmanlığına ustaca programlanmış ve bu kadronun “verimli çalışanlarından” biri de Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan... Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Yalçın Doğan yine ortaya çıktı… Adam adeta fırsat kolluyor… Hatırlayamadınız mı? Hani şu, MHP’nin PKK’ya karşı operasyon yapılması yönündeki taleplerini, AKP ağzı ile eleştiren yazar var ya işte o.

MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli operasyona karşı çıkanlara "Birtakım çevreler, bazı düşünürler, yazarlar, bazı televizyon programcıları "sınır ötesi operasyonun terörle mücadelede sonuç vermeyeceğini" ifade etmeye çalışmaktadır. Onlar, Türkiye'nin aşama aşama bölünmesinde dolaylı katkısı olan örtülü PKK yandaşlarıdır" diye eleştirmiş, Yalçın Doğan da "o karşı çıkan benim" diye öne atılanların başında yer almıştı.

O gün operasyona AKP ağzı ile karşı çıkarak MHP’ye saldıran Yalçın Doğan, bugün MHP’yi başörtüsü yasağının kalkması konusunda AKP ile birlikte hareket etmekle suçlamaktadır. Demek ki tutarsız, ilkesiz Yalçın Doğan o gün öyle bir görev almış, bugün de böyle bir görev.

Yalçın Doğan, MHP düşmanlığı için dedektif gibi sebep arıyor, kendince bulduğu sebeplerle köşesini MHP’ye yönelik provokatörlük kokan cümlelerle dolduruyor.

Yalçın Doğan’ın beynini öyle bir MHP düşmanlığı ile doldurmuşlar ki, bir konu üzerinde MHP hem olumlu, hem olumsuz görülebilen birbirine zıt iki hamle yapsa, her ikisinde de MHP’yi eleştirebiliyor. Öyle “kabiliyetli” bir yazar yani. Kaleminin arkası da yazıyor, önü de. Yalçın Doğan’a göre MHP ne yaparsa yapsın muhakkak suçludur, başarısızdır…

Çünkü akıl hocaları ona böyle bir çalışma sistemi yüklemiş ve MHP’ye bu şekilde saldırma görevi vermişler.

Yalçın Doğan, MHP hakkında yazdığı yazıları dışarıdan bir vatandaş gözü ile okuyup, empati yapmaya kalksa, komedi tadını doyasıya yaşar…

Ciddiyetten uzak, ilkesiz, tutarsız... Bir sürü saçma sapan gerekçe ve yorum...

Yalçın Doğan, geçtiğimiz gün “MHP’ye binlerce protesto” başlıklı bir yazı kaleme almış... Mizah kabiliyeti konusunda, bizim tespitlerimize adeta destek vermiş.

Demiş ki:

”Pek çok MHP milletvekili birkaç gündür telefonlarına cevap vermiyor. Bir kısmı telefonlarını kapatıyor. Çünkü büyük tepki var. AKP ile kurduğu Türban Koalisyonu MHP’nin başına iş açıyor. Bırakın sıradan yurttaşları, bizzat MHP’liler Devlet Bahçeli’ye ve genel merkez yönetimine öfke saçıyor. Bahçeli, AKP’nin arka bahçesi. AKP ne zaman zora düşse, imdadına Bahçeli yetişiyor. Meclis dışındaki MHP’liler bunun farkında. Öfke o nedenle çok büyük. 22 Temmuz seçiminde MHP 70 milletvekili çıkartıyor. Bundan sonraki seçime daha çok zaman var, ama kaderini şimdiden çiziyor. Yeniden Meclis dışına.”

Yalçın Doğan’ın bu cümlelerden oluşan yazısı baştan sona provokatörlük kokmakta, baştan sona yalandır.

Yalçın Doğan, iddia ettiğin gibi telefonlarına bakmayan ve kapatan milletvekillerinden bir tanesinin ismini köşende yayınlayabilir misin? Yayınlayamazsın çünkü baştan sona bir düzmecedir, yalandır bu söylediklerin… MHP Genel Merkezi’ne git, bir saat santralde otur da, gelen telefonlara bak bakalım saçılanın öfke mi, yoksa teşekkür mesajları mı olduğunu anlarsın?

Çünkü, MHP yıllardır Türkiye’nin kanayan yarası olan başörtüsü yasağında çözüm için yol açan olmuş, bugüne kadar bu yasağı istismar eden, siyasi rant toplayan AKP’yi de çözüme zorlamaktadır.

Milliyetçi- Muhafazakâr bir parti olan MHP’ye öfke kusulmasını iddia etmek, Yalçın Doğan’ın ürettiği komediden başka bir şey değildir.

MHP’li her milletvekili, Türkiye’nin dört bir yanından gelen tebrik, teşekkür telefonlarına yetişememektedir. Çünkü MHP, Türkiye’nin gerçek meselelerinin üstünü örtmede kullanılan, başörtüsü yasağının mesele olmadan çıkartılarak, Türkiye’nin önünü atacak bir adıma öncülük etmiştir.

MHP, başörtüsü yasağını hem adaletin hem de inancının gereği olarak kaldırmak istemekte ve bu yasağı 5 yıldır istismar ederek rant toplayan AKP’ye en büyük darbeyi vurmaktadır.

Bir milyon Müslüman’ı öldüren Büyük Ortadoğu Projesi’nde, “Eşbaşkanlık” yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın elinde, istismar aracı olarak kullanılan başörtüsünü almak, Türk-İslam âlemi için çok büyük bir başarı olacaktır.

MHP’li olup da, MHP’nin başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik tarihi adımı eleştiren bir kişi bile ne gördük, ne de duyduk… Ama MHP’ye yönelik provokatörlük yapan Yalçın Doğan, nasıl oluyorsa onları görüyor, duyuyor!

Belli ki, bir sonraki seçimlerde MHP meclis dışında kalınca Yalçın Doğan, kına yakacak ki, şimdiden “yeniden meclis dışına.” tespitleri yapıyor…

Yalçın Doğan, senin MHP’ye yönelik yazmış olduğun yazılar, baştan sona provokatörlük kokmaktadır. Hiçbir zaman objektif olmadın… Eğer olsaydın bu ülkede AKP’ye karşı en mantıklı ve en doğru muhalefeti MHP’nin yaptığını görürdün… Madem MHP’nin muhalefetini yakından takip ediyorsun, niçin milli konularda hep AKP’nin karşı çıktığı gerekçelerle, MHP’nin muhalefetine karşı çıkıyorsun?

Çünkü niyetin “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir” ama tüm Ülkücüler ve MHP’liler sizin gibilerin niyetine çok iyi bilmektedir.

Şu Yalçın Doğan’ın yazdığı yazılarda MHP’ye yönelik yapmış olduğu eleştiriler içinde bir tane mantıklı yaklaşım bulanın alnından öpeceğim… Defalarca okuyorum, ben bir cümle dahi bulamadım…

Bu kadar mantıksız, ilkesiz, tutarsız yaklaşımlarda bulunan ve kaleminin iki yanı da yazabilen yazarlarla uğraşmak bizim zaman kaybımız… Ama ne yaparsın Türkiye’nin varlığı ve geleceği için MHP’ye yapılan iftira ve saldırılara cevap vermek de bizim görevimiz…

MHP düşmanlığında “Yalçın” olanlara, fitnede, fesatta, provokatörlükte “Doğan”lara her daim cevabımız var, bizi takip edin…

Yıldıray Çiçek

HINCAL ULUÇ BİLDİĞİN KONULARLA İLGİLEN SEN.. (Alıntı)

“Kaza yerinin etrafını önce polis kordonu sonra da büyük bir meraklı kalabalığı çevirmişti. Gazetesine, iyi bir kaza fotoğrafı yetiştirmek isteyen uyanık foto muhabiri çemberleri aşamayınca “Yol verin.. Yol verin.. Ben kaza kurbanının oğluyum” diye bağırmağa başladı. Kenara çekilip yol verdiler.. Foto muhabiri yaklaştı. Arabanın önünde bir eşek yatıyordu.”

Bu fıkra, geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesi yazarı Can Ataklı’nın köşesinde yayınladı. Bu fıkra gülünüp, geçilecek sıradan bir fıkradan ziyade, medyadaki bir kısım insanların “yazı yetiştirme telaşı” ile içine düştükleri durumu göstermek açısından gayet güzel. Bilmeden, öğrenmeden her şeye atılmak… İnsanı ne hallere düşürüyor, görüyorsunuz değil mi?

Geçtiğimiz günlerde Hıncal Uluç Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde “Devlet Bahçeli ve onun "Örtülü" AKP'si!.. “ başlıklı bir yazı kaleme almış. Cehaletin en kötüsü, cahil olduğunu da bilmemektir. Magazin dünyasının önemli simalarından Hıncal Uluç hiç bir bilgisi ve ilgisi olmadığı bir alanda, üstelik de MHP’yi diline dolayarak, cehaletinin yanında seviyesizliğinin de zirve olduğu bir yazı kaleme almış.

Cahilin kusuruna bakılmaz ama cehaleti topluma bilgelik gibi sunmaya çalışanlara da bazı hatırlatmalarda bulunmak gerekmektedir.

Çokbilmişlik uzmanı Hıncal Uluç, MHP’nin politikalarını “manken-defile yazarı” bakış açısı ile değerlendirmiş olmalı ki, 3 Kasım 2002 seçimlerine giden süreci ve 22 Temmuz seçimleri sonrası gelişmeleri bir türlü görememektedir.

Futbolda, modada, en güzel bacakta, mankende, en güzel hayvanda, içkide, küçük dilini göstererek gülmekte ve bilumum bu alanlarda uzman olan(!) Hıncal Uluç, siyasette de uzmanlığa soyunmuş… Lakin MHP yorumları ile çuvallamış.
MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin 3 Kasım 2002 erken seçim talebinin, AKP’yi iktidara taşıyan bilinçli hamle olarak değerlendiren Hıncal Uluç ve benzerleri, o süreçte yaşanan siyasi gelişmeleri izlemek yerine güzel manken, güzel hayvan, güzel bacak seçimlerinde jüri üyeliği mi yapıyordu?

ABD ve Türkiye’deki taşeronları, Irak işgalini hızlandırmak için, önünde engel olan 57.Hükümeti parçalama oyunları oynamış ve bunda da kısmen başarılı olmuştu.

Medya ABD’nin bu operasyonuna destek vermiş, MHP’siz hükümet senaryosu her yerde dillendirilmeye başlanmış ve DSP’yi bile bir gece de ikiye bölmüşler ve 65 milletvekilini DSP’den koparmışlardı.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, Türkiye üzerindeki uluslar arası oyunları fark ederek, ''Türkiye'ye seslenmek istiyorum; MHP'nin ipini, ne dar çevreler ne de uluslararası kuruluşlar çekebilir. Çekerse sadece yüce millet çeker'' sözünün yanında DSP milletvekillerine de “Oyunlara düşmeyip tekrar DSP'ye dönmelidirler” çağrısında bulunmuştur. Bu çağrıları kimse anlamamıştır.

Hele “manken-defile yazarı” Hıncal Uluç gibiler hiç anlamamıştır.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’yi, 3 Kasım seçim kararına götüren, Türkiye üzerindeki bu gelişmeler olmuştur. Küresel güçler Türkiye üzerinde dizayn yapmaya çalıştığı için MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli “Gideceğimiz nihai hakem; bu oyunları tezgahlayan iç ve dış çıkar odakları değil, engin sağduyusuyla en doğruyu ortaya koyacak Türk milleti. Kimsenin kendini milli iradenin yerine koyarak Türkiye'yi sonu belirsiz maceralara sürüklemeye, siyasi arayışlara girmeye hakkı yok’’ diye tavır belirlemiştir.

Yani Hıncal Uluç’un yazdığı gibi, ortada hiçbir şey yokken, ortalık güllük-gülistanlık iken 3 Kasım seçimlerine gidilmemiştir. Alınan 3 Kasım erken seçim kararının tek sebebi, küresel tezgâhların müdahalesini engellemek arzusudur.

3 Kasım erken seçim tarihi netleştiği o günlerde, MHP seçim meydanlarında Türkiye üzerinde oynanan karanlık oyunlara dikkat çekmiş ve Türkiye’nin olması gereken milli safını işaret etmişti. ABD’nin Irak işgaline hazırlıklarını ve Kürdistan kurma çabalarını, Kıbrıs’ı elimizden alma girişimlerini, AB’nin sinsi tüm planlarını seçim meydanlarında tek tek anlatmıştır. O gün MHP ne dedi ise, bugün maalesef tek tek hepsi gerçekleşmiştir.

Medyanın o dönem Türk milleti üzerinde oynanan karanlık
oyunları, Türk milletinden gizleme çabaları o kadar başarılı oldu ki, MHP’nin sesini kimse duymadı, duyurmadılar. Zaten 57.hükümete karşı yapılan operasyona taşeronluğu bu medya yapmıştı.

Bunu yapanların çoğu Hıncal Uluç’un kadim dostları idi, o gün ne yaptılarsa, aynısını bugün de yapmaya devam etmektedirler.

“2002'de yaptığı gibi durup dururken ortaya çıktı” diye MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’yi eleştiren Hıncal Uluç, o günlere ait arşivleri tekrar karıştırıp, 3 Kasım 2002 seçim sürecini artık anlamalı ve bu konuda papağanlığı bırakmalıdır. Belki, o günlerde mankenlik yarışmalarından, defilelerden fırsat bulup takip edemedi, bir zahmet arşivlerden şimdi bulup öğrensin…

Gelelim çokbilmiş Hıncal Uluç’un 22 Temmuz seçimleri sonrası yaşanan gelişmelerde MHP’yi suçlayan açıklamalarına…

Hıncal Uluç ve benzerleri, “Abdullah Gül gibi birisi nasıl Cumhurbaşkanı yapılır” tartışmaları yaparken, ”Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını MHP sağladı” diye MHP’yi eleştirmektedirler.

Hıncal Uluç, yazısında resmen yalan söyleyerek, iftira atarak “Recep Tayyip Erdoğan'a adeta "Uzlaşmana falan gerek yok" dedi. "Ben milletvekillerimle arkandayım. Kimi istersen Cumhurbaşkanı seç." dedi diye MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’yi eleştirmektedir.

Sanırım Hıncal Uluç, bu süreçte de çeşitli yarışmalarda jüri üyeliği yaptığı için Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini takip edememiştir.

MHP, 22 Temmuz seçim tarihi daha belli değilken, “Yeni Cumhurbaşkanını, Yeni meclis seçmelidir” tavrını göstermiş, seçimler sonrasında da bu sözünün gereğini yerine getirerek ilkeli davranmış, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mecliste olacağı açıklamasını 22 Temmuz seçimlerinin hemen sonrasında yapmıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için 8 Ağustos 2007 tarihinde MHP’nin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli şunları ifade emiştir.

“Bize göre, Cumhurbaşkanlığı, bir siyasi partinin iradesinin ve hükümet olma meselesinin dışında ve üstünde, bütün Türkiye'yi temsil eden en önemli makamdır. Bu makam, partilerin küçük hesaplarının ve siyasi ihtiraslarının değil demokratik kültür ve siyaset ahlakının öne çıkmasına neden olacak bir uzlaşmanın temsil yeri olmalıdır. Oysa 11. Cumhurbaşkanını seçim sürecinde yaşananlar bunun aksi yönünde gerçekleşmiştir. Böylesi bir makama seçilecek şahıs için yalnızca iktidarın sahip olduğu meclis çoğunluğunun değil, parlamentoda temsil imkânı bulmuş veya bulamamış bütün siyasetin üzerinde uzlaşabileceği, çok geniş bir mutabakat zemininin aranması gereklidir. Nitekim 10. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer o dönemde Mecliste bulunan partilerin desteği ile seçilmiştir. Cumhurbaşkanı, geniş bir diyalog yelpazesi ile ve mutlaka ortak bir anlayış, işbirliği sonucu seçilmelidir. “Verdim ellerine çelik çomak oynuyorlar” seviyesinden bakılan bir seçim süreci henüz tazeliğini korumaktadır.” açıklamasında bulunmuştur.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce bu çağrılarda bulunurken, Hıncal Uluç’un çıkardığı anlamı bu çağrı içinde görebilen var mı? AKP’nin toplumsal uzlaşmaya yanaşmayan siyasi nezaketsizliğinin faturasını, MHP’ye kesmenin ahlaki bir değeri var mıdır?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi adayını üç turda da desteklemiş MHP’yi, Abdullah Gül’e oy vermiş gibi lanse etmek, bunların ahlaklı olmayan diğer bir davranışlarıdır.

Bu konuda Hıncal Uluç gibi, kaleminin ahlakını korumayanlara da kalem ahlakını hatırlatıyor ve onlardan toplumu doğru bilgilendirme sorumluluğuna davet ediyoruz.

Bu konularda ateşli bir şekilde MHP’yi eleştiren Hıncal Uluç’tan öncelikli olarak bunun cevabını bekliyoruz… Çünkü saygısızlıkta, seviyesizlikte, iftirada yolbaşcı gibi davranmaktadır.

Hıncal Uluç, ayrıca “Bahçeli şimdi de Sıkmabaş konusunda AKP'nin dümen suyunda gidiyor..” cümlesi ile türban konularına da müdahil olmayı ihmal etmemiş…

Hıncal Uluç, MHP milliyetçi-muhafazakâr bir partidir, başörtüsü yasağına da hem bu acıdan bakıyor, hem de inançlı insanları AKP’nin elinde istismar aracı olmaktan kurtarmaya çalışıyor. Burada senin bahsettiğin gibi dümen suyunda gitmek değil, aksine hem bir adaletsizliği hem de AKP’nin beslendiği istismar alanını ortadan kaldırmak amaçtır.

Üstelik, MHP Başörtüsü yasağının bir zulum olduğuna ve bu adaletsizliğin kalkmasına her zaman inanan bir fikriyatın partisidir.

MHP’yi “neden CHP gibi davranmıyor” diye eleştirenlere Allah akıl fikir versin, ne diyelim.

Sen bu ülkede, jüri üyesi olduğun yarışmada, dereceye giren manken kızların “Sizin yanınızda dizlerim titriyor” (Ece Gürsel) demesi üzerine “Gerçekten titriyor mu, bir bakayım” diye eteklerini kaldırıp, kontrol etme özgürlüğü yaşıyorsan, başörtüsü yüzünden, eğitim hakkını alamayanlar da eğitim alma özgürlüğü yaşamalıdır…

Değil mi Hıncal Uluç?

Hıncal Uluç, mankenlerle, defilelerle bu kadar uğraşmak yerine, keşke şu bilgi-birikimini siyasetin gerçekleri için kullansaydı ve böylece o gerçeklerden haberdar olur, en azından son seçimlerde oy verdiğini iddia ettiği MHP’yi yakından tanımış olurdu.

Laf olsun diye, yok “seçimlerden önce ip attılar, şimdi Abdullah Gül’ü seçtirdiler”, yok “türban konusunda beraber hareket ettiler” gibi bilmeden, öğrenmeden yazının başında anlattığımız fıkradaki her şeye atılan muhabir gibi konuşanlar, yazanlar, yorumda bulunanlar, biraz akılları ile hareket etseler, gerçekleri anlayabilecekler… Bunlar adeta koro oldular… Laftan anlamıyorlar, sözden anlamıyorlar…’Papağan aklında tuttuğunu konuşur’ misali öğrendikleri iki konu üzerinden papağanlık duruşu sergiliyorlar.

Hepsine bu köşeden gereken cevabı vermeye devam edeceğiz…

Takip edin bizleri…


Yıldıray Çiçek

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin TÜSİAD’ın Başörtüsü Sorunu Hakkındaki Son Açıklamasına İlişkin Yaptıkları Yazılı Basın Açıklaması 31 Ocak 2008

 mhp2

TÜSİAD isimli kuruluşun başörtüsü sorununun çözümü için başlatılan siyasi süreç hakkındaki değerlendirmelerini içeren 30 Ocak 2008 tarihli açıklaması kendileri bakımından vicdanlarını temizleme telaşı olarak görülmelidir.

Söz konusu kuruluşun Türkiye’nin milli çıkarlarını ve milli birliğini ilgilendiren konulardaki duruşu herkesin malumudur.

Son on yıl içinde bu kuruluşun demokratikleşme ve Avrupa Birliği normları adına savunduğu görüşler, bu konuda hazırladığı ve sahip çıktığı raporlarda ifadesini bulmuştur.

Avrupa Birliği’nin dayatmalarının haklılığını Türk kamuoyuna anlatmayı kendisine misyon edinen bu kuruluşun Kıbrıs, Rum Patrikhanesi’nin statüsü, Heybeliada papaz okulu, cemaat vakıfları, Türk milli kimliği, Türkiye’de azınlık hakları, Kürtçe eğitim, ve Türklük değerlerine hakaret edilmesinin önünü açacak yasal düzenlemeler konularında nerede durduğu kamuoyu sicilinde kayıtlıdır.

Aynı kuruluşun AKP’nin son beşbuçuk yıldır izlediği ve bugün Türkiye’yi bir bataklığa sürükleyen ekonomik politikalarının en hararetli destekçisi olduğu; Türkiye’nin bölünme modelleri ve parçalanma reçetelerinin çağdaşlaşma adına misyonerliğini yaptığı; Avrupa Birliği hayal yolculuğunda AKP’ye koltuk değneği olmayı içine sindirebildiği ve 22 Temmuz seçimlerinden önce, şimdi şikayet ettiği sözde ekonomik ve siyasi istikrarın sürmesi gerekçesiyle AKP’yi desteklediğini açıkça ilan ederek taraf olduğu da bilinen bir gerçektir.

Bu gerçekler karşısında, bu kuruluşun “Türkiye’nin Atatürk’ün çağdaş medeniyet seviyesine erişme hedefinin gereği olan, batı normlarını esas alan demokratikleşme sürecinden” dem vurması, sadece tebessümle karşılanabilecektir.

Ülkenin ve milletin bekasını şahsi ve kurumsal çıkar hesaplarının üstünde ve önünde tutmak erdemini gösterebilen herkes için Türkiye’nin ortak milli ve manevi değerleri etrafında birleşmek bir vatanseverlik borcudur.

Bu alandaki sicili bilinenlerin, bu değerlerle ilişkisi sadece cüzdanlarıyla sınırlı olanların milliyetçilikten, demokrasi üslubu ve sicilinden bahsetmeleri sapla samanı karıştırmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Geçmişlerinin, bugünlerine ve sözlerine kefil olması, kişiler için olduğu gibi kurum ve kuruluşlar için de vazgeçilmeyecek bir ahlaki zorunluluk ve şaşmaz bir ciddiyet ve inandırıcılık terazisidir.

Söz konusu kuruluşun Milliyetçi Hareket’e ve temsil ettiği fikriyata karşı hasmane tutumunun, kökleri çok derinlere giden uzun bir geçmişi bulunmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi yatırım, üretim ve istihdama katkısı bulunan sermayeye bugüne kadar saygılı olmuş ve bunu takdir etmiştir.

Ancak, Milliyetçi Hareket’e ve milli değerlere düşmanlığı neredeyse varlık sebebi ve rüşt ispatı vasıtası haline getirenler hakkındaki kanaatimiz ise hiç değişmemiştir.

Bu kuruluşun son açıklamasında “TÜSİAD’ın bugüne kadar ülke çıkarlarını öne çıkaran, laiklik ve demokrasiyi ayrılmaz bir bütün olarak gören, Türkiye’yi çağdaşlaşma yolundan ayırmaya çalışanlara karşı duran tutumunu açık sözlülükle ve kararlılıkla sürdürdüğü” ifade edilmiş ve bundan böyle de bu yönde görüş açıklamaya devam edileceği belirtilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu sözler karşısında, TÜSİAD’ın dünü ve bugününün her yönüyle gözler önüne serilmesinin ve gelecekteki tutumunun da yakından izlenmesinin önemli ve gerekli olduğunu düşünmektedir.

TÜSİAD gerçeği kamuoyumuz tarafından ancak bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır.

Bu konuda başlatılan geçmişe ve bugüne ayna tutma ve geleceği izleme çalışmamızın sonuçları aziz milletimizle paylaşılacaktır.

TÜSİAD isimli kuruluşun son açıklamasının akla getirdiği bu hususları kamuoyunun takdir ve değerlendirmelerine sunmak isteriz.

 

Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı

MHP'den TÜSİAD'a CEVAP

mhp2 MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP, TÜSİAD’dan türban konusunda gelen sert açıklamalara yanıt verdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP, TÜSİAD’dan türban konusunda gelen sert açıklamalara yanıt verdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ‘TÜSİAD’ın başörtüsü konusunda gösterdiği özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301. madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstermesini temenni ediyoruz’ diye konuştu.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, ANKA’ya yaptığı açıklamada, TÜSİAD’ın türbanla ilgili ‘milliyetçiliği kendinden başka kimseye layık görmeyenler, milletini gerçekte ne kadar düşünmektedirler ki, işsizliğin had safhada seyrettiği ve ekonomisi yavaşlayan bir ülkede, ekonominin gündemin birinci maddesi olması gerektiğini söyleyenlere bu kadar tepki gösterebilmektedirler" şeklindeki eleştirilerine tepki gösterdi.

Ekici, Türk milliyetçiliğinin, fikri benimseyenleri tarafından temsil edildiğini belirterek şunları söyledi:
‘Bu noktada herhangi bir tekel yoktur. TÜSİAD yönetimi, Türk milliyetçiliği çizgisinde hareket etmek isterse, yolları sonuna kadar açıktır. Başörtüsü konusunda gösterdikleri özeni, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarında ve TBMM’den geçirmeye çalıştığı başta 301′nci madde olmak üzere Vakıflar Yasasında ve benzeri gayri milli uygulamalarda da göstersinler, bunu temenni ederiz’

BAHÇELİ TÜSİAD’I GRUPTA ELEŞTİRMİŞTİ
MHP lideri Devlet Bahçeli, TÜSİAD’ı 29 Ocak’ta yapılan Meclis grup toplantısında isim vermeden eleştirmişti. Bahçeli, TÜSİAD’a yönelik eleştirilerini şu sözlerle dile getirmişti.
‘İstanbul sermayesinin siyasi konularda fetva makamı olarak görev yapan bir çatı kuruluşu da, ?başörtüsü sorunu, şu anda en büyük sorunmuş gibi ortamı germenin, gündem yaratmanın âlemi olmadığı’nı buyurmuş ve ekonomik krizin Türkiye’ye etkileri üzerine yoğunlaşılması gerektiğini açıklamıştır. Kurumsal kimlikle yapılan bu açıklamanın doğal bir hakları olduğu ve bu çerçevede saygı duymak gerektiği açıktır. Ancak, kendilerine bazı somut gerçekleri hatırlatarak bu konular üzerinde düşünmelerini tavsiye etmek isteriz: Bu kuruluş 1997-2007 yılları arasında demokratikleşme adı altında hazırladığı raporlarda: - Kürt kimliğinin tanınmasını; - Türkçe dışındaki dillerde devlet okullarında anadil eğitimi verilmesini; -Eyaletler sisteminin alt yapısını hazırlayacak şekilde belediyelere vergi koyma, ilk ve orta öğretimde okul kurma, öğretmen tedariki ve özlük işleri gibi konularda yetki devrini savunmuştur.

Üniter-milli devlet ve tek millet esası bakımından tartışma yaratacak bu görüş ve önerileri demokratikleşme, çağdaşlaşma, insan hakları ve Avrupa Birliği normları adına savunan bu kuruluşun, konu yüksek öğrenimde başörtüsü olunca ‘şimdi sırası mı’ demesi, demokrasi ve insan haklarına ne kadar inandıklarını ve bu konularda nasıl bir çifte standardın esiri olduklarını göstermiştir. Buradan kendilerine seslenmek isteriz; Siz Türkiye’nin milli birliğini ve üniter yapısını hedef alan bölünme modellerine, demokratikleşme reçetesi olarak sahip çıkacaksınız, ancak konu üniversitede başörtüsü olunca bunu sudan bahanelerle geçiştireceksiniz. Türk milletini ve değerlerine hakaretin serbest bırakılmasını çağdaşlık adına savunacaksınız, PKK’nın siyasi taleplerinden olan anadilde eğitimin, demokratik reform adı altında pazarlamacılığını yapacaksınız, sonra da başörtüsü sorununun çözümü için siyaset kurumunun sarfettiği iyi niyetli çabaları gereksiz gündem yaratmak diye mahkum etmeye çalışacaksınız. Ve bütün bunlardan sonra demokrasi ve insan hakları havarisi rolüyle ortaya çıkacaksınız ve Türk milletinin buna inanmasını bekleyeceksiniz! Siz istediğinizi düşünmekte ve beklemekte serbestsiniz. Ancak, unutmayın ki Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay etmek hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ FİREN YAP TOSLARSIN!

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ KENDİSİNİ PATRONLAR KLÜBÜ'NÜN PATRONU DEĞİLDE HÜKÜMETİN BİR ORTAĞI OLARAK GÖRMEKTEDİR.KENDİLERİNİN BAŞI ÇEKTİĞİ ÇIKAR VE RANT SERMAYESİ BAŞTA ÜLKEMİZİ DAHA SONRADA MİLLETİMİZİ, FAKİR FUKARA EDEBİYATI YAPIP İSLAM ÜZERİNDEN RANT ELDE EDENLER TARAFINDAN SÖMÜRMEKTEDİRLER.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BUGÜN BURAYA NASIL GELDİ DERSİNİZ.DEDESİ VEHBİ KOÇ BABASININ BABASI OLMASI MÜNASEBETİYLE BU KADAR YÜKSELE BİLMİŞ ÇEŞİTLİ SERMAYA KURULUŞLARINA BASKI TEHTİT VE ŞANTAJ YAPARAK (AYNI BABASI AYDIN DOĞAN GİBİ) TÜSİDA'IN BAŞINA GEÇMİŞTİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNE ''SİCİLİ BOZUK PARTİ DEMOKRASİ DERSİ VEREMEZ'' ÇIKIŞIYLA BABASININ YARIM KALAN SALDIRISINI LİNÇ VE ÖC ALMAK MAHSADIYLA YAPTIĞINI DÜŞÜNMEKTEYİZ.ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BABASI GİBİ HÜKÜMETİN UŞAKLIĞINI HATTA KÖPEKLİĞİNİ YAPMAKTAN GURUR DUYAN BU İŞLERİDE YAPARKEN BAKIN BEN BİR BAYANIM DEMESİDE GÜLÜNÇ BİR ÖRNEKTİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ MHP'Yİ SİYASİ LİNÇ HEDEFLERİNİN LİSTE BAŞI YAPARAK ELİ KANLI PKK PİÇLERİYLE EL SIKIŞARAK PKK'NIN PİÇ UZANTILARI OLAN DTP'Yİ DE LİSTE BAŞI ÖVGÜ PARTİSİ YAPMIŞTIR.

AYDIN DOĞAN VE KIZI ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BU MEMLEKETİN EKMEĞİNİ KEPÇE KEPÇE GÖTÜRÜRKEN YANINDA ÇALIŞTIRDIKLARI ONBİNLERCE (KAĞIT ÜZERİNDE) İŞÇİYE 250 YTL MAAŞ 25YTL YOL PARASI VE AYDA 30 SAAT SKK PRİMİ YATIRARAK  KÖŞE ÜSTÜNE KÖŞE DÖNMEKTELERDİR.

AKP HÜKÜMETİNE YAĞCILIK YAPARAK TÜSİAD İŞÇİ SINIFINI EZMİŞ VE İŞÇİ SENDİKALARI GİBİ İŞ VEREN SENDİKALARI AÇTIRMIŞTIR.ANLAYACAĞINIZ EKONOMİDEN,İŞSİZLİKTEN,EĞİTİMDEN BAHSEDEN KESİM MAALESEF BU KONULARI ÇIRAĞAN SARAYINDA KETRİNG ŞİRKETLERİNE MİLYONLUK  YEMEK SİPARİŞİNDE BULUNARAK HEBA ETMEKTELERDİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ VE EKİBİ (YANİ MEDYA VE YALAKA KALEMŞÖRLER) BU ÜLKEDE TÜRKLER 1,5 MİLYON ERMENİ İLE 1 MİLYON KÜRD'Ü ÖLDÜRDÜ DİYEN BİR ŞEREFSİZİN ALDIĞI NOBELİ BİR TÜRK NOBEL ALDI BİZ ÇOK GURUR DUYDUK GİBİ UCUZ VE BİLİNDİK YAZILAR YAZARAK KENDİLERİNİ BELLİ ETMİŞLERDİR.

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ BABAN GİBİ HIRSIZ OLACAKSAN BABANIN YANINA YOK ADAM GİBİ İŞ,İŞÇİ,VE İSDİHTAM YARATIP HEM BEN HEMDE ÜLKEM KAZANSIN DERSEN BAŞINDA BULUNDUĞUN TÜSİAD'IN İŞ VEREN PATRONU OL.

GARİP BİR OLAY DAHA VAR ASLINDA SÖYLEMEYİ UNUTTUM.DHHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÖZDEMİR SABANCI'YI YİNE AYNI SATILIK PATRONLAR VE MEDYA BARONLARI ÖLDÜRTMÜŞ VE TAŞARON FİRMA OLARAKTA DHKP-C'Yİ KULLANMIŞLARDIR.

SABANCI GURUBUNUN DA BU İŞLERİ BİLMESİNE RAĞMEN MAALESEF BAŞSIZ KALDIKLARI İÇİN BU İŞİN ÜSTÜNE GİDEMEMEKTELERDİR. 

HOCALI KATLİAMINDAN

Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
-Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü...Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz" Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Anadolu'nun güvercini, bir çok Türk'ten daha vatansever olduğuna inandığım Hırant Dink'e Allah rahmet eylesin. Ama "Ben Ermeni değilim" Ne mutlu ki Türk'üm clip_image002

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.
*Yıllar önce Vehbi Koç'un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla düşünmez.



*Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan'ın palazlandığı dönemdir.
*Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır. Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır.


*Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezlerde.


*Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler.


*Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.


*Aydın Doğan aldırır DNA testinde kullanır ve bıraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum kimseyle paylaşamazlar, susarlar.


*Koç ailesi için yıkım olan bu durum.


*Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü
desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan'a vermektedirler.


*Yani kimse sıfırdan zengin olmaz olamaz.


*Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol ne mümkün.


*Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.


*Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.*

PEKALA AYDIN DOĞAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Sevgili Dostlar;--Türkiye'nin en güçlü medya baronlarından biri olan Aydın Doğan hakkında uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Kısmet bugüneymiş.
Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(?) ve çok genç yaşta İstanbul'da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba. Bunun cevapları geçmişte gizlidir.
İşin gerçeği, Aydın Doğan'ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi'dir. Vehbi Koç'un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin otomobil bayilerinden birisi olan Doğan'ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.
Doğan'ın zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan'ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul'da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa zamanda zenginleşti.
Bunun ardından Milliyet'i o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafından ret edildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi' nin Doğan'ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi 'nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi' nin daha sonra zavallı bir delinin üstlendiği son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastını "her zamanki şüphelilere" yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler.
Doğan'ın, Türkiye'nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki...
Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra
üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç'lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.
Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye'ye geldi. Bu sırada Doğan'ın ekipleri haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü.
Türkiye'de Toprak Holding'in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç'lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding'in bir firması hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak'ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafından el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet'in haberleri de duruverdi. Bizlerde tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir bilenler bilir.
Sayın Doğan'ın ülkemize ettiği en büyük "hizmetlerden" biri de AKP hükümetini başa getirmesidir. Bunun için Amerika destekli ve birden fazla grubun ortaklaşa hareket ettiği bir komplo kuruldu. Komplonun diğer faaliyetleri sonucu ekonomik kriz yaratılmış, hükümet sallantıya alınmış ve başbakanın sağlık durumu hakkında halk paniğe sevk edilmişti. Seçim kelimesi kamuoyunun kafasına itinayla yerleştirildi. Fakat suni ekonomik kriz ve ardından gelen Derviş önlemleri sayesinde bu seçimin iktidar partileri için felaket olacağı gün gibi ortadaydı. Biraz daha beklenmesi ve halka olanların tam olarak açıklanıp alınan ekonomik tedbirlerin etkisinin kamuoyuna yansımasının sağlanması gerekiyordu. Bunu bilen hükümet üyeleri normal seçim tarihine kadar beklemeyi uygun gördüler.
Normal şartlarda AKP ve Erdoğan'ın tek başına iktidara gelmesi imkânsızdı ama Amerika'nın Irak işgali ve Kıbrıs gibi meseleler bekleyemezdi. Amerika ve Avrupa'yla uyumlu bir hükümetin acilen iş başına getirilmesi gerekiyordu. Eğer bu sağlanamazsa en azından iktidarın MHP kanadı tasfiyeedilmeliydi, çünkü DSP içine malum kişiler zaten sızmıştı ve gerektiği zaman partiyi yönlendirecek güce sahiptiler. Tam bu aşamada Doğan müthiş bir plan kurdu. MHP dışındaki bazı partilerin liderleri ve DSP içindeki kliğin başı olan Hüsamettin Özkan Almanya'ya gazete tesisi açılışı bahanesiyle çağrıldı. Plana göre burada MHP'nin dışlanacağı ve siyaseten etkisiz hale getirileceği alternatif bir hükümet kurulacak veya bu toplantının verdiği mesajla MHP seçime zorlanacaktı. MHP'nin bir üçüncü seçeneği yoktu ve her iki seçenekte de sonuçta kaybedecekti. Hepinizin bildiği gibi bu toplantıdan sonra MHP seçime gitme kararı aldı ve vuruşarak çekilme yolunu seçti.
Seçimlerde Doğan medyası önceden hazırlanmış psikolojik harekât planıyla AKP dışındaki tüm partileri yıpratarak bugünkü hükümetin yolunu açtı.
Sayın Aydın Doğan'ın eski "iyiliklerini" anlattıktan sonra gelelim son iyiliğine. Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail'le birlikte de Güneydoğu Anadolu projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Amerika Washington'da "Hasna" isimli bir dernek kurdu.

Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.
Derneğin ilk amacı Kıbrıs'ta Avrupa Birliği politikasına uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türkü gazeteci ve yazar Amerika'ya gönderilerek burada yağlıballı geziler ve Rum tezlerini anlatan kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı "Hasna Journal" isimli gazete de her sayısında Denktaş ve Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.
Hasna'nın diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail'le işbirlği içinde Kibutzlar açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı'nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu

olan bu kurumun başında nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.
Sayın Doğan'ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan'ın ülkemize "geçmişte" yaptığı iyilikler için 1999 senesinde Devlet üstün hizmet madalyası aldğını göz önüne alırsak. Bu son faaliyetleri içinde Avrupa'dan "Legion de Honeur" ve Amerika'dan
"Medal of Freedom" alacağını da tahmin edebiliriz.
Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

GS: Şiir yazmak için ne gereklidir?

Şiir yazmak için illa bir eğitim gerekli midir? yoksa her insan içinden geldiği gibi yazmalı mıdır?
phburak23

sevgili kardeşim şiir yazmak için illaki düzeyli bir eğitim almana gerek yok.amma velakin dünden bugüne iyi bakacak olursan gelmiş geçmiş tüm yazar ve şairlemiz ya edebiyatçıdır,subay yada edebiyat öğretmenidir.

örnek verecek olursak. mehmet akif ersoy,ömer seyfettin,halide edip adıvar

REFARANDUM EDEBİYATI

15 şehidin geldiği gün ”Bayramınız hayırlı, oyunuz evet olsun çağrısı yapan Erdoğan’ın son ABD ve sınır ötesi ile ilgili sözleri de halkın gözünü boyamanın yeni bir yolu olarak değerlendirildi

Bu sözleri çok duyduk

BAŞBAKAN Erdoğan, 15 şehit cenazesinin geldiği gün ”Bütün bunları ABD ziyaretim sırasında Bush ile konuşacağız” deyip Beyaz Saray’a bağlılığını gösterdi. Ermeni tasarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilmesinin ardından da, Kuzey Irak operasyonu için ”Bedeli neyse ödenir. İnceldiği yerden kopsun. Sabrımızı taşırmasınlar” edebiyatını sürdürdü.

Söz değil icraat yap

ABD, Ermeniler’in yanında yer aldı ve Türkiye’yi ‘’soykırımcı” ilan etti. Bu da yetmedi. Her gün şehit cenazeleri gelirken ”K. Irak’ta PKK’ya karşı operasyon yapamazsın” deyip , peşmergelere ve terör örgütüne destek veriyor. Erdoğan ise elinde ABD’yi köşeye sıkıştıracak yüzlerce koz olmasına rağmen hâlâ edebiyat yapmayı sürdürüyor. Erdoğan’ın sözleri ”referandum” kokuyor.

Sadece İncirlik yeter

TÜRK halkı bu ve bundan öncekilerde olduğu gibi Erdoğan’ın konuşmalarını ibretle seyrediyor. Ankara’nın ABD’nin elini kolunu bağlayacak yüzlerce kozu varken bunların hiç birini kullanmıyor. Bunların başında ise savunma sanayii geliyor. Bunların maliyeti 30 milyar doları aşıyor. İncirlik kapatılırsa ABD’nin bölgedeki etkinliği sıfıra ineceğinde herkes hemfikir. Habur kapısı da ABD’nin can damarlarından biri.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 15 şehit cenazesinin geldiği gün ”Bütün bunları ABD ziyaretim sırasında Bush ile konuşacağız” deyip Beyaz Saray’a bağlılığını gösterdi.

Ermeni tasarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilmesinin ardından da, Kuzey Irak operasyonu için ”Bedeli neyse ödenir. İnceldiği yerden kopsun dedi.

SABRIMIZI TAŞIRMASINLAR” EDEBİYATI

ABD, Ermeni yalanlarına inanıp Türkiye’yi soykırım yapmakla suçlarken ve de her gün şehit cenazeleri gelirken, PKK’nın ve peşmergelerin yanında yer alıp ”Kuzey Irak’a giremezsin” diyor.

Hükümet ise her iki olayda da Türkiye’yi oyalamayı sürdürüyor.

Türkiye’nin elinde ABD’yi köşeye sıkıştıracak yüzlerce koz olduğıu halde Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti hiç birini uygulamaya sokmuyor.

Tezkere hâlâ Meclis’e gelmezken Erdoğan, ”Sabrımızı taşırmasınlar” edebiyatını sürdürüyor.

Ermeni soykırımı tasarısının, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu tarafından kabulünün ardından, Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy geri çağrıldığı açıklanıyor.

Erdoğan, ”Bundan haberim yok” diyor.

Türk halkı ise Türkiye’nin elinde yüzlerce koz olduğunu hatırlatıyor ve ”Konuşacağına icraat yap” diyor.

Diplomatik kulislerde, Türkiye’nin ABD’yi ikna etmek ve köşeye sıkıştırmak için kullanabileceği kozlar şöyle sıralanıyor:

1- IRAK

Askerlerini aşamalı çekmek için Irak’ta güvenliğin sağlandığını iç ve dış kamuoyuna göstermek isteyen ABD’yi, bu dönemde en fazla Irak’la ilgili misillemeler rahatsız edebilir. Bu çerçevede şu adımlar atılabilir:

Tezkere: Bağdat ve çevresinde güvenliği sağlamak için tüm gücünü harcayan ABD, Irak’ın diğer bölgelerine göre daha sakin olarak değerlendirilen Kuzey Irak’ta koşulların kötüye gitmesini istemiyor. AKP hükümetinin PKK nedeniyle Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyona olanak sağlayacak tezkereyi Meclis’ten çıkarmasının ABD kamuoyu üzerinde en önemli etkiyi yaratması bekleniyor.

İncirlik: ABD’nin Irak’taki birliklerinin lojistik ihtiyaçlarını karşılayan İncirlik Hava Üssü’nün kullandırılması konusunda getirilebilecek yasak ve kısıtlamalar ABD’yi köşeye sıkıştırır.

F-16 eğitimi: Türkiye Avrupa’daki ABD savaş uçağı filolarının (aynı anda en fazla 24 uçak) İncirlik Üssü’nde konuşlanarak Konya üzerinde eğitim almasına izin veriyor. Bu iznin kaldırılması ya da zorlaştırılması gündeme gelebilir.

Mersin Limanı: Washington yönetimi, Irak’taki ABD güçlerinin geri çekilişi için Türkiye’deki üs ve limanları kullanmayı planlıyor. Mersin Limanı’nın da kullanılacağı dönüş planlarına olumlu yanıt verilmeyebilir.

Habur: Sınır kapısından geçişlerin durdurulması ya da yavaşlatılması, ABD birliklerinin lojistik ihtiyaçlarında aksamalara neden olabilir.

2- AFGANİSTAN ve ULUSLARARASI BARIŞ OPERASYONLARI:

Hava Sahası: Türk hava sahası ABD askeri uçaklarının kullanımına kapatılabilir ya da Fransızlara uygulanan ‘her uçuş için ayrı izin’ zorunluluğu getirilebilir. Bu durum ABD’nin Irak ve Afganistan’a yaptığı lojistik sevkiyatını sıkıntıya sokabilir.

Barış Operasyonları: Darfur gibi bölgelerde gerçekleştirilecek barış operasyonlarında ABD’den gelecek taleplere olumsuz yanıt verilebilir. Lübnan ve Afganistan’da yeni görev alınmayabilir.

3- İRAN:

Türkiye, İran ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini ilerletebilir, ABD’nin karşı çıktığı enerji anlaşmasını imzalayabilir.

4- İHALELER VE SİLAH ANLAŞMALARI:

Türkiye, ABD’den savunma alımlarını dondurabilir. Bu kapsamda, sürmekte olan 1 milyar dolarlık Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi ihalesinden Patriot sistemleri dışlanabilir. Milyarlarca dolarlık nükleer santral ihalesinde de ABD şirketleri kapsam dışı kalabilir.

MALİYETİ 30 MİLYAR DOLAR

Ankara’nın ABD’ye bazı ekonomik yaptırımlar uygulayabilir. Bunların başında ise savunma sanayii geliyor. Bu rakamın ilk etapta 15 milyar doları bulacağı hesaplanıyor. Ayrıca iki ülke arasındaki 11 milyarlık ticaret hacmi de alınacak kararla etkilenebilir.

Türkiye ortağı olduğu F-35 savaş uçaklarından 106 adet alma taahhüdünde bulundu. Maliyet 10 milyar dolar.

*1,65 milyar dolar değerinde 30 F-16′nın alınması gündemde.

*200 F-16 1,6 milyar dolara modernize edilecek.

*1,3 milyar dolarlık hava savunma ihalesinde Patriot sistemi favorilerden.

*50 milyon dolar değerinde eğitim helikopteri alım ihalesi.

*Savaş gemilerine karşı kullanılan gelişmiş Harpoon füzelerinden alınması gündemde.

YA TÜRKİYE İNCİRLİK’İ KAPATIRSA

Türkiye’nin ABD’ye karşı en önemli kozu İncirlik Üssü. Türkiye’nin bu kartı Washington’daki politikacıları telaşlandırdı. Bush yönetimi, önceki gün Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylanan Ermeni tasarısıyla ilgili Türkiye’den, somut bir tepki göstermemesini istedi.

Hükümet adına konuşan Dışişleri Bakan yardımcısı Nicholas Burns bir gazetecinin İncirlik Üssü’nün kullanımı ile ilgili sorusunu, "Irak konusunda bizimle işbirliği içindeler, oradaki askerlerimiz ihtiyaçlarını topluca, Türkiye’den İncirlik Üssü’nden karşılamaktayız. Türkiye ile birlikte etkili bir şekilde çalışabilmeliyiz. Türkiye’nin her hangi bir şekilde bize İncirlik veya diğer birlikte çalıştığımız bölgelerle ilgili tehdidi olmamıştır" dedi.

İNCİRLİK NEDEN ÖNEMLİ

ABD Savunma Bakanlığı’nın Avrupa ve NATO işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısı Dan Fata’nın geçen aylarda İşte Dışilişkiler Komitesi’ne sunduğu Bush Yönetimi’nin "uykularını kaçıran" İncirlik verileri şöyle:

* Türkiye, Ocak-Şubat 2007′de 22 USAF uçağının İncirlik’e konuşlanmasına izin verdi. Amerikan Hava Kuvvetleri için hayati eğitim faaliyetleri yapıldı.

* Irak’taki ABD güçlerine ulaşan hava kargolarının yüzde 70′i Türkiye hava sahasından gidiyor.

* Irak’ta savaşan Amerikan Ordusu’nun yaktının 3′te 1′i Türkiye’den gidiyor.

* Daha önce Almanya’dan 9-10 uçakla getirdiğimiz malzemeleri İncirlik sayesinde 6 uçakla Irak’a ulaştırabiliyoruz. Bu yılda 160 milyon dolar tasarruf anlamına geliyor.

* KC-135 kargo uçakları, İncirlik’ten 3 bin 800 sorti yaptı ve Irak’taki ABD güçlerine 40 milyon galon yakıt götürdü.

* Üs, Lübnan, Bosna, Kosova, Makedonya’da da çok önemli katkılar yapıyor.